Veda Vakti.. Belki de vefa vakti..

Üç buçuk yıl önce geldiğimiz şehirden bir kaç hafta önce ayrıldık..

Acısıyla, tatlısıyla derler ya..

Unutacağımız anılarımız oldu bu şehirde…

İlk kez anne-baba olma sevincini taddık..

Birbirinden güzel insanlarla tanıştık…

İrtibatımızı devam ettireceğimiz dostlarımız oldu…

Hayatımın en güzel komşularıyla tanıştım… Kardeşim gibi sevdim onları…

Taşınmamıza bir kaç gün kala şuan Amerika’da bulunan kapı komşumdan bir kart geldi..

Ağlamamak için zor tuttum kendimi..

Hayatımda ilk kez bir yakınım üzüntüsünü dilegetirmek için kilometrelerce uzaktan bir kart atmıştı. Öyle güzel cümleler dökülmüştüki ağzından..

Son davetimize icabet edemeyen bir diğer komşumuz ise stajdan döndüğünde yanında bizim için de bir hediye getirmiş.. Taşındığımızı farkedince hediyeyi ulaştıramadığı için üzülmüş, mesajla haber vermişti.

Üniversiteli komşularımla Whatsapp’de kurduğumuz grupta defalarca ‘Neden taşınmak zorundasınızki. Sizi çok özliycez’ mesajları yazmışlardı..

Hani Almanlar vefasızdı?

 

IMG_8221

 

Veda vakti…

Belki de vefa vakti..

Aynı sokakta yaşayan komşumuz Halil Abi ve Suriyeli kardeş ailemiz bu zor günümüzde yalnız bırakmadılar bizi.

Taşınacağımız günden bir gün önce Halil Abi geldi eşimle birlikte dolapları söktü. Resmi tatildi halbuki o gün. Evde dinlenmek yerine eşyalarla cebelleşmeye gelmişti. Ailenizden kimsenizin olmadığı bir şehirde destek görmek öyle güzelki.

 

IMG_8283  IMG_8288

 

Suriyeli kardeş ailemiz ise son gece yemeğe davet etti bizi. Hem helalleşmek, hem de bizi aç bırakmamaktı niyetleri. Onlardan ayrılmak çok zor geldi.. Çok sevmiştik onları. Mülteci olarak geldikleri Almanya’da birlikte unutmayacağımız anılarımız oldu. Son kez onların evinde ağırlanmış olmak tesadüf olamazdı.

 

IMG_8271

 

Sabah eşyaları taşımaya başladık. Biz henüz acıktık demeden Halil Abi’nin eşi tost ve çay göndermişti. Komşuluktu bu! Başka birşeye benzemiyordu! Allah Halil ve Rami abilerimizin ailelerinden ve kendilerinden gani gani razı olsun… Yetiştirdikleri evlatları onlar gibi hayırsever olsun.

 

IMG_8300

 

Kan ter içinde eşyalarımızı indirdik, kahvaltımızı yaptık ve Suriyeli kardeş ailemizin şu sözleriyle uğurlandık: „Unutmayın burda da artık bir eviniz var.“

 

Mülteci ailelerin Almanya’ya ilk geldikleri günlere de şahit olduk, kamptan çıkıp evlere yerleşme süreçlerine de..

Onların da taşınma işleri bizimkinden farklı değildi.

Herkes bir başına..

Karnı burnunda kadınlar ev temizlikleri yaparken, evin erkekleri tek başına badana yapmakta. Otobüslerle ufak tefek eşyalar taşınmakta.. Kiminin halısı perdesi eksik, kiminin yatak odası, koltuk grubu…

 

İnsani ilişkilerimize ne oldu böyle?

Ne kadar bencilleştik.

Banane sözcüğüne ne kadar da alıştık?

Garip olmadan garibanın halinden anlamaz olduk..

Yardıma koşmak yerine, yardıma çağrılmayı bekledik..

 

Özel işlerimiz eş dostumuzun işlerinin önüne geçti..

Uykumuzdan vazgeçemez olduk..

İş buyurur korkusuyla telefonlarımızı kapattık…

 

Oysa Efendimiz’den (sav) öğrenmemiş miydik vefayı?

Yardıma ihtiyacı olana kol kanat germeyi..

İyi günde de kötü günde de yanında olmayı..

Ben değil, sen demeyi…

 

„Şüphesiz ki müminler kardeştir“ diye buyurmuyor mu Allahu Teala?

Kardeşlik ne demekti?
Kardeşim kimdi?
Yol boyu bunları düşündüm…

 

Sonra yeni evimizin önünde on delikanlıyla karşılaştım.

‘Selamunaleykum abla’ diye selamladılar beni.. Hepsi birbirinden sempatikti..

İçlerinden ikisi Türkçe de biliyordu..

Çoğu Afgan, biri Suriyeli, diğeri Faslıydı..

Kızkardeşim Büşra’nın çalıştığı mülteci yurdunda kalan gençlerdi bunlar..

Büşra ablaları haber verince toplanıp gelmiş, eşyaların gelmesini bekliyorlardı..

Sanki eşya taşımaya değil, eğlenmeye gelmişlerdi..

Güle oynaya inip çıkıyorlardı mervidenleri..

Biri yanımdan geçerken ‘Ben Büşra Ablam için herşeyi yaparım’ dedi.

Üç saatte indirdiğimiz eşyaları bir saatte yukarı taşıdılar.

Türkçe bilen ‘Abla biz size bugün yardım etmek istiyoruz. Neye ihtiyacın varsa söyle.’ dedi. Göndermek istesem de gitmeyip ellerine geçen masayı, kitaplığı kurdular.

Sonra birlikte yemek yedik. Türkçe bilen delikanlıya kardeşimle nerede tanıştıklarını sordum. ‘Büşra Abla’ dedi durdu. Bir iç çekti. “Büşra Abla bizim herşeyimiz. Bizim yurda geldikten sonra herşey çok değişti. Kısacası biz onun sayesinde adam olduk.” dedi. Belki de onlar için eğitimciden ötesiydi o. Her türlü ihtiyaçlarıyla ilgilenen bir abla, bir anne belki de. Aslında onlar da Büşra’nın herşeyiydi. Bir çok kez onlarla vakit geçirmek için aile toplantılarımıza katılamamış, yurttan ayrılmasına rağmen Ramazan’da iftarlarını bile onlarla geçirmişti.

Türkçe bilen devam etti anlatmaya. “O bizim koruyucu meleğimiz.” dedi. Zor şartlar altında Almanya’ya gelmiş, ilerde ne olacağını bilmeyen, koca Almanya’da tek başına kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan gençlerden bu sözleri duymak ne kadar da güzeldi.

On delikanlı, gezip eğlenebilecekleri bir günde trene atlayıp kırkbeş dakikalık mesafeden gelmişti.

İnsani ilişkiler hususunda ümidimi kaybettiğimi düşündüğüm yerde Rabbim bir kez daha çalkalamıştı beni..

Bu kez gerçekten çalkalanmıştım..

Onlar anlatırken ağlamamak için zor tuttum kendimi..

Vefa..

Sen ne güzel şeysin böyle…

IMG_8312

 

 

(Evimizde internet yoktu. Yazıyı vaktinde paylaşamadım)

Bu yazı 244 defa okunmuştur.

Betül Özdemir hakkında 341 makale
Pedagog, blogcu, anne, köşeyazarı..

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*