Özlemini çektiğimiz komşuluk…

“Komşu komşunun külüne muhtaçtır” demiş atalarımız.. İnsana akrabasından da yakın komşusu.. Evde başınıza birşey gelse, acil bir durum olsa kapısını çalacağınız ilk kişi komşunuz.

Hz. Aişe (ra) bir gün şöyle buyuruyor:

-Ya Rasulullah. Benim iki komşum var. Bunlardan hangisine hediye edeyim?

– Sana kapısı en yakın olana, buyuruyor Efendiler Efendisi (sas)

Maalesef önyargılarımız komşuluk ilişkilerimize de yansımış. Apartmanımız da bir Türk komşumuz yoksa “Hiç komşum yok burada” diyecek kadar siliyoruz diğer komşularımızı hayatımızdan. Oysa biz Alman, İtalyan, Rus komşumuzun da külüne muhtacız. Hepimiz insanız. Ortak yönlerimiz çok. Biz sadece bu yönlerimizi görmüyoruz.

Şimdi ‚Komşum Türkleri sevmiyor’ bahanesiyle vicdanınızı rahatlatmayın. Gece yarısı misafir uğurlarken apartmanda bağıran çağıran, haftaiçi geç saatlere kadar gürültü yapan, yüksek sesle müzik dinleyen, çöp, temizlik gibi kurallara uymayan komşuyu kimse sevmez:) İster Türk olsun, ister Alman. Bildiğiniz gibi Alman toplumunda kurallar çok önemli. Zaten kurallara uymadığınızda komşuluk ilişkilerine 1-0 mağlup başlıyorsunuz. Şimdi hemen kurallar uyduğunuz zaman çok iyi komşuluk ilişkileriniz olacağı inancına kapılmayın. Siz komşunuza çok iyi davranmanıza rağmen karşınızdaki komşunuz soğuk davranabilir. Bilhassa ömrünü yapayalnız geçirmiş 80-90 yaşlarındaki insanların bazen geri durmasını anlayışla karşılamak gerekiyor. Belki ömrü boyunca böyle bir ilişki yaşamamış.

Yaşadığım her evde çok güzel komşularla karşılaştım. Şuan yaşadığım evde komşularımın büyük bir kısmını üniversite öğrencileri oluşturuyor. Tabağından, çatalına kadar neye ihtiyaç duysalar zilimiz çalıyor. Bu da bizi çok mutlu ediyor. Hep bir öğrenci evi olsun istemişimdir yaşadığım apartmanda. Üniversite yıllarında yaşadığım evde mikser olmadığı için elimle yarım saat pasta kreması çırptığımı ve günlerce kol ağrısıyla gezdiğimi bilirim:) İİstedimki komşularım öğrenci olsun, evlerinde bulunmayan ne varsa bizim evimizden kullansın. Allahu Teala bir değil, dört tane birden nasip etti. Karşı komşularımla kısa sürede çok samimi olduk. Başta utana utana birşeyler isteseler de severek paylaştığımızı farkettikten sonra ‚Akşama tabak ve bardak setine ihtiyacımız var. Misafirlerimiz geliyor’ demeye başladılar:) Tükan sizin:)

Sadece eşya paylaşmakla kalmadı komşuluğumuz.. Bir süre sonra birbirimizin dert ortağı olduk..

Bir gün komşu kız pat diye zili çaldı, içeri girdi. Dertliydi belli.. Biraz içini döktükten sonra asıl derdini açıkladı. O gün erkek arkadaşından ayrılmış, mutsuzmuş. Dertleşmek için bize gelmiş. Yaşam tarzımız onlardan çok farklı olmasına rağmen dert din ve kültür ayrımı dinlemiyormuş.

Aynı kişi aylar sonra ‘Müsait misin?’ diye mesaj çekti. Mesaja geri döndüğümde çok geç kalmıştım. Annesini erken yaşlarda kaybeden komşum o an anne özlemi çekmiş. Öyle yalnız hissetmişki kendini konuşacak birine ihtiyaç duymuş. Aklına ilk ben gelmişim. O sırada misafirlikteydim. ‘Hadi hemen gel’ diyemedim, ancak mesajlarla teselli etmeye çalıştım:( Bir başka gün öğrenci komşularımı yemeğe davet ettim. O gün o stajından dolayı bir saat uzaklıkta bir şehirdeydi. Davetimi red etmemek için atlayıp trene geldi. Gece 24’de eve varmayı göze alarak.. (Davet yazısını okumak için tıklayın.)

Bir diğeri yurtdışına çıkmadan önce vedalaşmak için bize geldi. Gelmeden önce sadece bir saat vakti olduğunu söyledi. Çay içtik, öğrenci evinde yaşadığı sıkıntılarından bahsetti. ‘Yemek yedin mi?’ diye sordum, “Kahvaltıyla duruyordum” dedi. Üç saat yolculuk yapacaktı. Onu aç göndermek istemedim. ‘Vaktin varsa biraz bekle hemen yemek yapayım’ dedim. Mahcup bir ifadeyle “Çok tatlısın Betül” dedi. Bu cümleden anladığım yemeği birlikte yiyecek olmamızdı. Hemen buzluktan mantı çıkartıp pişirdim. Sofrada da bol bol muhabbet ettik. Bir saatliğine vedalaşmaya gelen komşum dört saat sonra ayrıldı evimizden. Çat kapı ziyaretler, uzun uzun telefon görüşmeleri, taşınmaktan bahsettiğimde “Lütfen taşınmayın” sözleri… Anlattıklarımdan çok daha fazlasını yaşadık onlarla.. Doğumgünleri, sınav tarihlerine kadar onlar için önemli olan her tarihi kaydettim takvimime 🙂 Aramızda öyle bir bağ oluştuki evlerinin anahtarını bile bırakıp gidiyorlar. Her dönem yeni öğrenciler taşındığından anahtar teslimatı yapmaları gerekiyor. Tatillerde vedalaşmadan gitmiyorlar evlerine.. Bir kardeş gibi sıkı sıkı sarılıp ayrılıyorlar evimizden.

Şimdi bunları okurken “Tabi öğrenci milleti gençtir, eğlencelidir. Herkes anlaşır onlarla.” demeyin:) Evet doğru. Gençler, eğlenceliler ve yaşlarından ötürü farklı kültürlere yabancı değiller. Hepsi çocukluklarından beri Müslümanlarla içiçeler. “Benim bir arkadaşım var, kendisi Türk” demiyorlar bile. ‘Bir arkadaşım var adı Ayşe’ diyorlar. Almanya’da yetişenler iyi bilir. Eskiden arkadaşlarımızdan bahsederken hep mensup olduğu ülkeleri söylerdik. Genç neslin umrunda değil. Neyse dönelim konuya..

Alt komşumuzdan da sadece iyilik gördük biz. Hem de hiçbir adım atmadan. Eve taşındığımızda çok sayıda muşamba çöpümüz çıkmıştı. Ona nereye atabileceğimizi sorduğumda ‘Ben götürür yerine atarım. Şimdi günlerce bekletmeyin bodrum katında.’ dedi. Hayran kalmıştım bu tepkisine. Tanımadığı komşularının çöpleriyle uğraşacaktı.

Paskalya (Ostern) dönemi gelmişti. İçinde çikolata olan bir sepet hazırlayıp komşularımızın kapılarının önüne bıraktım. (Yazıyı okumak için tıklayın.) Bir kaç gün sonra posta kutumuzda bir kart bulduk. Çöpümüzü atan komşumuz tebrik ve teşekkür mesajı göndermişti. Sepet için teşekkür ediyor, bebeğimizin doğumunu da tebrik ediyordu. Kartın yanına bir de para koymuştu.

Üst komşumuz evimize hırsız girdiğinde polisi ilk arayan kişiydi.. Hırsız tam tatil döneminde girmişti. Öğrenciler gittiği için binada sadece üç komşu vardı. Üst komşumuz polisi aramasaydı belki biz olaydan haberdar olmayacak ve ertesi günü eve dönecektik.

Bunları niye anlattım? ,Bak ne kadar güzel bir komşu’ demeniz için değil tabiki 🙂 Hala içimizden bir çok kişi yabancı komşularımızla komşuluğumuzun selamdan öteye geçmeyeceğine inanıyor. Tam aksine komşularıyla çok güzel ilişkiler içerisinde olanlar da var.

Komşuluk ilişkilerinde işinize yarayabileceğini ümit ettiğim bilgileri bu yazıda sizinle paylaşmak istedim.

Kural 1:

İlk adımı her zaman siz atmalısınız.

Eğer hayalinizdeki komşuluk ilişkisini yaşamak istiyorsanız ilk adımı sizin atmanız ve komşularınızı yoklamanız gerekiyor. Bazı komşular farklı nedenlerden dolayı komşuluk ilişkisi yaşamak istemiyor. Daha doğrusu buna ihtiyaç duymuyor. Bazıları ise attığınız adımla birlikte devamını getiriyor.

Bekarken üst komşumuza düğün davetiyemi götürmüştüm, ‚Hayır ben gelmiycem’ deyip geri vermişti:) Olsun biz onu o haliyle seviyoruz. Şimdi alzheimar. Belki de o dönemler de rahatsızdı. Yalnız şimdi o zamana göre çok daha sempatik. Gördüğü her yerde gülüyor, el sallıyor.

‚Niye ilk adımı ben atmak zorundayım?’ demeyin şimdi. Hala insanların Müslümanlara karşı ciddi manada önyargılı olduğu bir dönemde yaşıyoruz. Medyadaki imajımız belli. Üniversitede öğretmenlik okuyan Alman bir arkadaş ‚Sen gelip benimle konuşmasaydın ben cesaret edip seninle konuşamazdım. İslam Müslüman olmayanlarla arkadaşlık etmeyi yasakladığını biliyordum’ demişti. O gün bugündür üniversitede konuşmadığım öğrenci kalmamıştı 🙂 Şaka tabiki 🙂 300 kişilik bir bölümde tek örtülü öğrenci ben olduğum için bölümde herkes simadan tanıyor, kampüste geçerken selam veriyordu. Ben de dayanamıyor her girdiğim derste yanına oturduğum kişiyle muhabbet ediyordum 🙂

Hiçbir şey yapamıyorsanız en azından selam verin komşularınıza. Yalnız yaşayan yaşlı komşularınızın konuşmaya ihtiyacı var. Huysuzluklarını ihtiyarlıklarına verin. İnanın en çok onlar muhtaçlar sevgiye. Üst katta yaşayan yaşlı teyzeye ‚Kahve içmeye buyrun birgün’dediğimde ‚Çok güzel olur. Eşim 3 ay önce öldü. Konuşacak insana ihtiyacım var’ demişti.

Kural 2:

Komşularımızı Türk, Alman, Rus diye sınıflandırmayın.

Komşu komşudur! Kısa ve öz 🙂

Kural 3:

Apartman kurallarına uyun!

Kira sözleşmesinde tüm kurallar yazıyordur. O kuralları dikkate alın. Siz almasanızda komşularınız alıyor. Saat 22’den sonra gürültü yapmak yasak ise ki yasak, çamaşır makinenizi o saatte çalıştırmayın. Apartmana geç girdiğiniz saatlerde çocuklarınızı gürültü yapmamaları yönünde uyarın. Hiç unutmam annem bize sürekli ‚Sessiz konuşun insanları rahatsız etmeyin’ derdi. Akşamları fısıldardık apartmanda. Dış kapıyı çarparak eve girmek kadar nalet birşey yok. Şuan bizim apartmanda çok sayıda genç kaldığı için günde 8-10 kez şahit oluyoruz bu duruma. Her çarpan kapıda çocuk uyanıyor.

Herşeyden öte komşu hakkını unutmayın!

Kural 4:

Apartmanınızda tanışmadığınız komşu kalmasın.

Bu Alman kültüründe de bir adet. Kimi evine davet ediyor, kimi kapı kapı gezip kendini tanıtıyor. Yanısıra birşeyler ikram edenler de var. Yeni taşındıysanız yapacağınız ilk iş bu olsun. Baştan ilişkilerinizi sağlam tutun;) Biz ilk taşındığımızda taşınmadan önce tüm komşuların posta kutusuna kısa bir yazı yazıp atıyoruz. Taşınacağımız tarihi verip o gün ve o günden sonra oluşabilecek gürültüden ötürü özür diliyor, anlayışla karşılamalarını rica ediyoruz. Taşındıktan sonra evde birşeyler yapıp komşuların kapısına gidiyorum. Kısaca kendimizi tanıtıyorum. Çok da hoşlarına gidiyor. O günden sonra ismen selamlaşmalar başlıyor. ‚Hallo Frau Özdemir, Herr Özdemir’ vs. vs.

Kural 5:

Sadece kendi bayramlarınızda zillerini çalmayın!

Ostern, Weihnachten, Aşure günü, Ramazan ve Kurban bayramı gibi bayramlar komşuların tanışmasına vesile oluyor. Sadece kendi bayramlarımızda baklava ikram etmek her komşuyu etkilemiyor. Baklavayı çok sevdiklerine inansak da birçoğu çok tatlı bulduğundan yemiyor. Tecrübeyle sabit 🙂 Yaş pastasından aşuresine, baklavasından pogçasına kadar değişik değişik ikramlarda bulunduğumuz oldu. Genelde yaşlılar aşure ve baklava gibi tatlılar için ‚Çok güzeldi ama çok tatlıydı yiyemedim hepsini’ diyor. İstisnalar kaideyi bozmaz! Baklavaya hayran komşularınız da olabilir.

İlk adımı Hristiyanların bayramlarında atarsanız gönüllerine girmeniz daha kolay olur. Örneğin Weihnachten’de kurabiye, çikolata veya noele özel bir hediye, Ostern’de çikolata sepeti veya tavşan şeklinde kek kurabiye ikram edebilirsiniz. Kendi bayramlarımızda atış serbest:)

Komik olaylar yaşamaya da hazır olun 🙂

Sadece erkeklerden oluşan bir öğrenci evine bir paket noel kurabiyesi götürmüştüm. Kapıyı açan çocuk şaşkın şaşkın baktı.

Çocuklarının ağzına yemek dayayan anneler gibi hissettim kendimi 🙂

Bir diğer öğrenci evinde ise noel kurabiyelerini teslim alan ve ailesinin balkan ülkelerinden gelebileceğini tahmin ettiğim bir çocuk ise ‚Mutlu noeller’ dediğimde ‚Ne noeli? Kimin noeli?’ der gibi baktı. Kısık bir sesle ‚Size de’ dedi. ‚Biz kutlamıyoruz’ deyince gülmeye başladı:)

 

Şimdilik aklıma başka bir kural gelmiyor. Gelirse eklerim sonra 🙂

Fotoğraf kaynak: Ümit dergisi, çizen kişinin Cem Kızıltuğ olduğunu tahmin ediyorum. Sitede belirtilmemiş.

Bu yazı 135 defa okunmuştur.

About Betül Özdemir 341 Articles
Pedagog, blogcu, anne, köşeyazarı..

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*