Orda mısın insanlık? Sesim geliyor mu?

Suriyeli Abdullah ve Filistin’li Aişe’nin hikayesi bu.. Hayatının baharında denilecek yaşta anne babasından ayrılıp Almanya’ya sığınan ailelerden sadece bir tanesi. Kader onları Türkiye’de tanıştırmış. Evlenmiş, sığınmacı olarak Almanya’ya gelmişler. Bugün Aişe anne, Abdullah baba oldu.

Üç gün sabah erkenden arayan Abdullah ‚Abla bebek geliyor. Eşim doğuma senin de hastaneye gelmeni istiyor. Gelebilir misin?’ dedi. Abdullah ve Aişe kardeş ailelerimiz arasında en az görüşebildiğimiz ailelerdendi. Belki de tanıştıktan sonra sadece 3-5 kez görüşmüştük. Ona rağmen Aişe, bir kadının hayatının en önemli anlarından biri olan doğumunda ona eşlik etmemi istiyordu. Aylarca Almanya’da yaşamalarına rağmen belki de buralı kimsesi yoktu.

Aradıklarında çocuk uyuyordu, eşim de iki saat sonra tamirhaneye arabayı teslim etmesi gerekiyordu. Bir an kararsız kaldım. Gönlüm hastaneye gitmekten yanaydı. Çocuğu ise kime emanet edeceğimi bilmiyordum. Onlar kadar olmasa da biraz ben de gariptim yaşadığım şehirde. Ne olacağını nasıl olacağını düşünemeden ‚Olur gelirim’ dedim. Yarım saat sonra beni almaya geleceklerini söyledi.

Eşim tamir işini bir saat erteledi. En azından bir kaç saat çocuğa bakacaktı. Ondan sonrası Allah Kerimdi.

Bir yandan hastaneye gidiyor, diğer yandan çocuğun bakımını ayarlamaya çalışıyordum. Eşimden yanında tamirhaneye götürmesini rica ettim. Arabadaki eşyaları tamirhaneye gitmeden boşaltması gerekiyordu. Bu kez çocuk konusunda onun yardıma ihtiyacı olacaktı. Hemen öğrenci komşularımdan biriyle irtibata geçip çocukla 5-10 dakika ilgilenebilir mi diye sordum. Rabbim öyle denk getirdiki rica ettiğim saat okula gitmeden yarım saat öncesiymiş. ‚Seve seve’ dedi.

Çiftle birlikte hastaneye geldik. İlk kez doğum yapacaktı. Doğum hazırlık kursunda öğrendiğim en önemli bilgileri paylaşmaya çalıştım kendisiyle. Doğum yaptığım doğumhaneye bu kez refakatçi olarak giriyordum. Bir buçuk sene önce beni karşılayan ebe karşıladı bizi. Tanıdı da beni. Çiftin Almanca bilmediğini, onlara destek olmak için geldiğimi söyledim. Öyle tatlı bir ebeydiki ‚Önemli değil. Hareketlerle bir şekilde anlaşırız. Yeterki huzurumuz olsun.’ dedi. Aişe’nin bebeğinin kalp atışları dinlenirken Abdullah’a doğumla ilgili ihtiyaç duyabileceği Almanca cümleleri yazdırdım. Yavaş yavaş Aişe’nin sancıları artmaya başladı. Kuran okumaktan daha fazlası elimizden gelmiyordu. Sanki onunla birlikte ben de sancı çekiyordum. Veya belki de hatıralar canlandı. Ciddi ciddi karnım ağrıyor, heyecandan bacaklarım titriyordu 🙂 Ne zormuş doğum yapan bir kadının yanında bulunmak, acısına şahit olmak.

Aradan iki saat geçmişti. Eşim işe gideceği için çocuğu almam gerekiyordu. Gönlüm çiftin yanında kalsa da elimden birşey gelmiyordu. İrtibatta kalmak üzere ayrıldık. Abdullah Türkçe bildiği için anlaşmak zor olmuyordu. Farkında mısınız ne çok Suriyeli Türkçe biliyor. Bizim bu insanlarla tanışmamız, onların gelmeden Türkiye’de Türkçe öğrenmeleri bir tesadüf olabilir mi?

Hastaneden ayrıldım. Araba olmadığı için 35-40 dakika eve yürümem gerekiyordu. Yolda yürürken oğlumun afacanlıklarını da öğrenmiş oldum. Komşu kız oğlumla ilgilenirken o babasının arkasından cıyak cıyak ağlamaya başlamış. Kızın yanında durmak istemeyince eşim bütün arabayı boşaltamamış. Tamirhaneye gittiklerinde ise iki yüz euro değerinde bir afişi yırtmış 🙁 O afişi ben yırtsam büyük ihtimalle olay olurdu 🙂  Korkumdan ‘Tamirci fatura gönderdi mi’ diye soramadım bile 🙂

Saatler geçmişti.. Büyük ihtimalle Aişe de, Abdullah da acıkmıştı.. Doğumu beklerken karnını doyurmak kadın kadar erkek için de zordu. Bir yanda desteğe ihtiyacı olan bir kadın, diğer yanda açlık hissi. Arabamız tamirde olduğu için birşey pişirip götüremedim:( Açıkçası bir kez daha hayalkırıklığı yaşamaktan korktuğum için kimseyi arayıp yemek yapıp götürmesini de rica edemedim.

Bir gün geçti.. Her ikisi de Almanca bilmiyordu. Acaba dertlerini nasıl anlatıyorlardı? İlk gün ‘Yanınızda atıştırmalık birşeyler getirdiniz mi?’ diye sordum, ‘Yok düşünemedik’ dediler. Aslında hastanenin verdiği bavul hazırlama listesinde yazıyordu. Büyük ihtimalle anlamamışlardı. Yemekleri dışardan alacağını söylemişti Abdullah. Altlarında bir arabaları da yoktu ihtiyaçlarını giderebilecek. En yakın dönerci veya restorana gidebilmek için otobüse binmesi gerekiyordu. Sık sık haberleşiyorduk… Bebek hala doğmamıştı. Çocuğu bırakamıyor, yanlarına gidemiyordum.. Ah anacığım yanımda olaydı..

Bir gün daha geçmişti. Artık arabamız gelmişti. Bebek ise hala doğmamıştı. Öğleden sonra eve montaj için işçiler gelecekti. Onları beklerken bebeğin fotoğrafı geldi. Çok şükür minik Omar dünyaya gözlerini açmıştı. Abdullah sesli mesaj göndermiş, üç gündür uyumadığını ve çok yorgun olduğunu söylemişti. Sesinden ne kadar perişan olduğu belli oluyordu. O halde otobüsle eve gidecek, yiyecek birşeyi de olmayacaktı. İşçiler gittiği gibi mutfağa girdim. Hızlı hızlı yemek yaptım. Çocuğu uyutup mültecilerin yaşadığı sokağa doğru çıktım yola. Uyuyacağı için komşusuna bıraktım yemekleri. Aişe’nin herşeyden çok uykuya ihtiyacı olacağını düşünüp hemen yanına gitmedim.

Arabayla dönerken yolda kaldım. Eşim çocukla evdeydi. Yaklaşık yarım saat çaresizliği iliklerime kadar hissettikten sonra Hızır gibi yetişti bir arkadaş eşiyle. Zahmetsiz rahmet olmuyormuş bir kez daha anladım…

Buruk bir acı var içimde.. Garibana değil, garibana el uzatmayan benliğime yanıyorum. Utanıyorum insanlığımdan.. Kalbime yerleştirilen iyilik duygusunu doğru düzgün kullanamamaktan.. İnsanları sevmek varken kendimi sevmekten.. Rabbe hizmetin kıymetini anlayamamaktan.. Kendini bulunmaz hint kumaşı gibi gören nefsimden.. Mağdurun mağduriyetinde bile bir bit yeniği arayan kuşkularımdan.. Tembelliğimden… Vurdumduymazlığımdan..

Sahi ne oldu övgüyle bahsettiğimiz Anadolu insanına?

‘Müminler kardeştir.’ derken hangi kardeşlikten bahsediyordu Efendiler Efendisi?

İçimin cız etmesi için zararın özkardeşime mi dokunması gerekiyordu?

Hani sevinçler paylaştıkça artıyor, üzüntüler paylaştıkça azalıyordu?

….

..

.

Kaybettiğimiz insanlığımızı arıyorum bugünlerde…

Orda mısın insanlık?

Sesim geliyor mu?

 

(Çiftin güvenliği için isimlerini değiştirdim.)

Almanya’da yaşayan mültecilerle ilgili diğer yazıları okumak için tıklayın.

Bu yazı 140 defa okunmuştur.

About Betül Özdemir 341 Articles
Pedagog, blogcu, anne, köşeyazarı..

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*