Beklenmedik bir anda geldiler, çok çabuk gittiler…

 

 

 

Doğum iznimin son aylarında gelen bir öğretmenlik teklifi ile biranda onlarca mülteciyle tanıştım. Son dört ayım dolu dolu geçti. Yazsam kitap olur:) Oğlumuz henüz on aylıktı. Evde eşim ve çocuğum, aile büyüklerine karşı sorumluluklarım, dışarda öğretmenlik, şehirdışı ‚medya eğitimi’ seminerleri, gönüllü hizmetler. Hepsini aynı anda yapabilir miydim acaba? Eşim ikna etti beni. Günde üç saat derse girmem gerekiyordu. „Ben bakarım çocuğa“ deyince „Bismillah“ deyip başladık derslere.

 

Bu süreçte çok önemli birşey öğrendim. Toplum her ne kadar yeni anne olan kadınlara ‚Sosyal hayatı bitmiş insan’ gözüyle baksa da hedefi olan kadın açlığı, yorgunluğu, uykusuzluğu göze alarak Allah’ın izniyle hedefine ulaşıyor.

 

Sevgili anne adayları!

Etrafınızdaki olumsuz sözlere aldırış etmeyin. Ve asla çocuğunuz olduktan sonra çocukla ilgilenmek dışında birşey yapamayacağınızı düşünmeyin! Çocuk bir süre sonra sizin temponuza ayak uyduruyor ve herşey onunla çok daha güzel oluyor. Yoruluyor, uykusuz geceler geçiriyorsunuz. Yaptığınız iş sizi mutlu ediyorsa, çektiğiniz tüm sıkıntılara değiyor.

Annelik hakkında da biraz edebiyat yaptıktan sonra dönelim konumuza:)

 

İlk gün kursa gittiğimde hiç beklemediğimiz bir yoğunlukla karşılaştık. Elliye yakın insan gelmiş „Yarın da gelecek otuz kişi“ demişlerdi. Sınıfımda yirmi beş kişi vardı. Zaten kapasite de o kadardı. Üç saat kayıt ve tanışmayla geçti. Ertesi gün altmış kişi daha geldi. Sayı 110’a ulaşmıştı. Üç saat dersimi verdikten sonra eve geldim. Gelen bir telefonla nur topu gibi bir sınıfım daha oldu. Yarım saat içinde bir öğretmenin boşta kalan sınıfın başına geçmesi gerekiyordu. Yine eşim çok fena gaz verdi ve kabul ettim. Sabah 9:30’dan akşam 16:30’a kadar derste olacağım için çocuğa birisi bakması gerekiyordu. Bu fedakarlığı yapsa yapsa kim yapardı. Tabiki annem 🙂 Eşimin isteği üzerine annem tam dört ay bizde kaldı ve oğlumuza baktı. Öğle paydosunda gelip oğlumun karnını doyurup tekrar kursa dönüyordum. Sağolsun annem sadece çocuk bakımında değil, maddi manevi her konuda desteğim oldu. „Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır’“ diyorlar ve bu kadın genelde eş olarak algılanıyor. Aslında her başarılı insanın arkasında bir anne oluyor 🙂

 

Çok güzel insanlarla tanıştık. Kurs olmasaydı mültecileri bu kadar yakından tanıyamayacaktık. Almanya’ya üç-beş ay önce gelmiş ve yolunu bulmaya çalışan onlarca insan. Öğretmenlerimiz sadece Almanca öğretmiyor, Almanya’daki hayatı öğretiyorlardı onlara. Kimi zaman gelen mektuplarını tercüme ediyor, kimi zaman onlar için telefon görüşmeleri yapıyorlardı. Türk-Alman-Suriye-Irak dostluğunu birebir yaşadık. Birileri bizi birbirimizden ayırmaya çalışsa da biz bir kez daha insanlığımızı, kardeşliğimizi hatırladık. Alman öğretmen arkadaşımız okula başlayamayan çocuklar için okul okul gezip onların derdiyle dertlenirken, bir başka Türk öğretmenimiz ev arayan mültecilerle birlikte evi görmeye ve tercümanlık yapmaya gidiyordu.

 

Kursta hiçbir günümüz bir diğeri gibi geçmedi. Aramızda öğretmen-öğrenci ilişkisinden çok kardeşlik ilişkisi oluştu. Okuma yazmayı bilmeyenler bile devamsızlık yapmadan katıldılar kursa. Gönüllerindeki huzur gözlerinden okunuyordu. Onca çile çekmiş ve çekmeye devam eden mülteciler kurs vesilesiyle biraraya gelmek ve yaşadıkları sıkıntıları unutmaktan mutluydu. Bazen gelen acı bir habere birlikte üzülüyor, eşini, evladını Suriye’de bırakan kadınlarla birlikte ağlıyor, bazen ise aldıkları güzel haberlerle birlikte seviniyorduk. Onlar Almanca öğrenirken ben de baya bir Arapça öğrendim. Bu arada Türkçe bilen Suriyeliler de tercüme ede ede Türkçelerini geliştirdi 🙂 Türkiye’de üç yıl kalmış olan on iki yaşındaki çocuklardan biri ‘Abla ben Türkçe’yi Almanya’da öğrendim. Türkiye’de bu kadar konuşmuyordum.’ diyerek gönlümüzü mest etti.

 

Çevreden gelen yardımlarla aramızdaki bağlar kuvvetlendi. Birçoğu „Bize Türklerden başkası yardım etmedi. Biz sizi böyle bilmiyorduk.“ dediler. Derneğin başlattığı „Kardeş Aile“ projesiyle birlikte onları daha yakından tanıdık. Her akşam bir Türk ailenin evine bir iki mülteci aileyle birlikte misafir oluyor, hayat hikayelerini dinliyorduk. Çoğu kez gözyaşlarıyla kalktık masadan. Ev sahipleri takdim ettikleri hediyelerle bir kez daha onlara “Yalnız değilsiniz.” mesajını verdi.

 

Zaman zaman çocuklarla buz pateni kaymaya, bowling oynamaya gittik. Yaşadıkları olaylardan en çok etkilenen çocuklardı. En çok onların hayata tutunmaya ihtiyacı vardı. Birlikte giyim alışverişine çıktık. Okula başladıklarında okula başlama töreni düzenleyip her birine hayırseverlerin aldıkları okul malzemelerini takdim ettik.

 

   

 

Acı ama gerçek!

Birçoğunuz bu güzel insanları tanımıyorsunuz. Almanya’da önyargılara kurban olan Türkler, şimdi de mültecileri önyargılarına kurban ediyor. Bir kaç mültecinin yaptığı hatanın faturasını tüm mülteciler ödüyor.

 

Emin olun tanımıyorsunuz onları! Araplar hakkında bize anlatılanlarla Arapların yaşantısı örtüşmüyor. Hatta çoğu kez tahminleriniz de tutmuyor.

 

Dört aydır blogda mültecilerden bahsetmek istiyorum. Maalesef hergün sabah 9’da evden çıkıp gece 21-22’de döndüğüm için bilgisayara ayıracak vaktim olmadı. Bir de evde yeni yeni yürümeye başlayan ve dolapları boşaltmaktan keyif alan bir çocuk olunca evdeki vaktim onunla ilgilenmekle geçti.

 

Bugün kurs yerinde veda töreni düzenlendi. Törende çok duygusal anlar yaşadık. Hergün görüşemeyecek olmak hepimizi üzdü. Bilhassa onlar çok üzüldü. Ne işe gidebiliyorlar, ne de çevreleri var yaşadıkları şehirlerde. Kampta kalanların günü daracık odalarda geçiyor. Törende her öğretmen tek tek sınıfına belgelerini takdim etti. Ardından poğça, pide, salata ve yaşpasta ikram edildi. Öğrencilerden bir kısmı canla başla dağıtıma yardım etti. Suriyelilerin en sevdiğim yönü yardımlaşma yönleri. Erkekler elinizde bir yük gördüğünde size sormadan alıp taşıyorlar. Vermediğinizde ise ısrar edip alıyor.

 

 

 

Derslerine girdiğim bayanlara ufak bir hediye vermek istiyordum. Maddi değerinden çok manevi değerinin olmasını istediğim için evde kalp şekerler hazırladım. Belki çay içtikçe bizi hatırlarlar diye. Üzerlerine de Almanca ‘Sizi özleyeceğiz’ yazan etiketler yapıştırdım.

 

    

 

Dersler bitse de mültecilerle ilişkimiz bitmeyecek. Biz kurum olarak onları yemeklere davet etmeye devam edecek, ihtiyaçlarına imkanımız olduğu ölçüde gidermeye devam edeceğiz. Bu süreçte yaşadığımız ve yaşacağımız anıları da en kısa zamanda blogda sizinle paylaşacağım..

 

(Bu yazıyı oğlum uyurken hızlı hızlı yazdım. Hatalarımı görmezden gelin lütfen:-) Zaten aylardır yazamıyorum, şimdi bir de ‚Şunu hatalı yazmışsın, bunu hatalı yazmışsın’ deyip beni iyice blogumdan soğutmayın 😀 😀 😀 😀 )

 

17-04-2016 tarihinde yazıldı

Bu yazı 309 defa okunmuştur.

Betül Özdemir hakkında 341 makale
Pedagog, blogcu, anne, köşeyazarı..

1 yorum

  1. Dünyada ve özellikle vahşi kapitalizmin ortasında hala sizin gibi insanların olduğunu görmek çok güzel. Rabbim gücünüze güç, hanenize huzur versinki; onu başkalarıyla paylaşın.

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*