Avrupa’nın zerafet abidesi: Endülüs (2)

 

 

Endülüs gezisinin birinci bölümünün ardından araya oğlum Kerem Engin’in doğumu girince ikinci bölümü yayınlamakta biraz geç kaldım.

 

Alicante, Granada, Sevilla ile başlayan gezimize bu bölümde Tanger (Fas), Cadiz, Ronda, Malaga, Cordoba ve Toledo ile devam ediyoruz. Fotoğrafları büyütmek için üzerini tıklayın.

 

(Avrupa’nın zerafet abidesi: Endülüs (1) yazısını okumak için tıklayın.)

 

Tanger (Fas)

 

 

Endülüs’te Sevilla’ya kadar gelmişken 200 km daha aşağı inip feribotla Afrika kıtasına geçmeden dönmeyelim dedik. İspanya’dan Fas’a geçmek çok da zor değil. Tarifa şehrinden kalkan feribotlarla bir saatte Fas topraklarına geçebilirsiniz.

 

Tanger’e vardığımızda sanki bir anda bütün atmosfer değişti. İlk turistik maceramızı limanda yaşadık. Turist olduğumuzu anlayan taksi şoförleri üzerimize üzerimize yürüyor, valizimizi almaya çalışıyordu. İngilizce bilen bir Faslı bizimle konuşmaya başladı. Meğer rehbermiş. Fas ziyaretimiz boyunca bize eşlik etmek için bizi ikna etmeye çalışsa da bulduğumuz bir taksiye binip liman yakınlarındaki otelimize gittik. Yaklaşık 5 dakikalık bir mesafe için 50 Dirhem aldı. Ertesi gün bir başka taksiciyle uzun bir mesafeye 5 Dirhem ödeyince ilk günden kandırıldığımızı anladık. Bilhassa Müslüman ülkelerde bu tarz durumlarla karşıkarşıya kalmak insanı çok üzüyor. Aynı dine mensup olduğumuz insanlara güven duymakta zorlanıyoruz.

 

Fas’ın çok güzel olduğunu duymuştum. İlk hayalkırıklığını Tanger limanının çevresinde yaşadım. Sokaklar bakımsız, çöp kutularından çöpler taşıyor, dükkanlar eski, havası ise kirliydi. Dilenciler önünüze çıkıp para isteyebiliyorlar. Bir diğer hayalkırıklığını ise otelde yaşadık. Atlas Rif & Spa adlı otelimiz sahilde dört yıldızlı bir otel olmasına rağmen o standardlarda değildi. Otel çalışanları çok kibirliydi. Görevlileri hiç gülümserken göremedik. (Otelin gecesi iki kişi için 74 €) Fas hakkında önyargılarımın kırılması için bir an önce diğer şehirlerini de görmeliyim:)

 

Otel odamızdan bir manzara:

 

 

Yolda yürürken karşınıza birilerin çıkıp ‚Para bozdurmak ister misiniz?‘ diye sorarsa şaşırmayın. Ülkede Euro çok değerli. Euro kokusunu alan bazı uyanıklar sokak ortasında paranızı bozmak istiyor.

 

Meğer Tanger’in bakımlı bölgesi tepelerde gizliymiş. Herkul mağrasına doğru giderken yükseldikçe lüks saraylar, ev ve arabalarla karşılaştık. Limanın çevresindeki halk ne kadar fakirse tepede yaşayan halk o kadar zengin. Kuveyt, Suriye, Fas krallarının sarayları da bu zengin bölgede.

 

Hemen hemen her esnafla pazarlık yapmak gerekiyor yoksa bir ürünü gerçek fiyatından daha yüksek alma riski var:) Bir yerde size 50 Dirhem denilen ürünü başka bir yerde 10 Dirheme bulduğunuzda üzülebilirsiniz:)  Tanger’de pek İngilizce bilen esnafla karşılaşmadık. Sadece limana yakın dükkanlardaki esnaflar İngilizce konuşuyordu. Anlaşamadığımızı farkeden diğer esnaflar ise genelde İspanyolca bilip bilmediğimizi soruyordu. En kötü ihtimalle onlar Arapça biz İngilizce bir şekilde anlaşmaya çalışıyorduk:)

 

   

 

Taksicilerle bile pazarlık yapmak gerekiyor. Turistleri avlamayı seven taksiciler ilk önce yüksekten başlıyor fiyat vermeye. Herkül mağrasına götürüp getirmesi için anlaştığımız bir taksici ilk olarak 250 Dirhem istese de pazarlık sonucu 150 Dirheme kadar düştü. İyi bir taksiciyle karşılaştık. Bize sadece şoförlük değil aynı zamanda rehberlik yaptı. Çok az İngilizce bilse de bir şekilde ne demek istediğini anlamaya çalışıyorduk. Turistlerin ilgi duyduğu şeyleri çok iyi biliyor, önemli noktalarda durup fotoğrafımızı çekiyordu.

 

Fotoğraf demişken Fas’ta yeni birşey öğrendik. Herkül mağrasına geldiğimizde mağra içindeki bir satıcı elimizdeki makineyi alıp bize sormadan çok sayıda fotoğrafımızı çekti. Çektikten sonra ise 5 Euro istedi. Siz istemeden size iyilik yapıyor (!) arkasından bahşiş isteyebiliyorlar. Biz istemeden bize rehberlik yapan taksicinin de aynı metodu uygulayabileceğini düşünerek bahşiş verdik.

 

Okyanusun dibindeki Herkül Mağrası çok güzel. Bir rivayete göre kayalıkların şekli Afrika haritasını oluşturuyormuş. Bize rehberlik eden taksi şoförü sayesinde mağranın her yerini gezdik. Okyanusun mağraya çarpan dalgaları dehşet verici. Bir an Amerikan filmlerindeki sahneler geldi aklıma:)

 

 

 

 

 

Fas’ta son zorunlu iyiliği(!) de limanda karşımıza çıkan iki Fas’lı adam yaptı. Biz ne olduğunu anlayamadan bizden Fas’tan çıkmak için gerekli sarı formu istediler. Formu doldurduktan sonra yüzümüze bakınca tekrar bahşiş vermek zorunda olduğumuzu anladık 🙂

 

Tarifa’ya döndüğümüzde Almanya’dan tanıdığımız Lidl’den alışveriş yapıp Cadiz’e doğru yola çıktık.

 

Cadiz

 

 

Tarifa’yla arası 100 km olan Cadiz’e kısa sürede vardık. Avrupa’nın en eski şehirlerinden biri olan Cadiz okyanusa sınır. Benim gibi okyanusa doymak istiyorsanız mutlaka Cadiz’e de uğrayın.

 

Körfez şehri olan Cadiz eskiden dünyanın ticaret merkeziymiş. Endülüsün bir çok şehri gibi burası da turistlerin tatillerini geçirdiği şehirlerden biri. Yollar elinde fotoğraf makinesiyle gezen turistlerle dolu. Halk çok sempatik. Gerçi İspanyollar genel anlamda sempatik. İnsan böyle güzel bir ülkede yaşayınca gülümsemesin de ne yapsın 🙂

 

Cadiz’de görülmesi gereken en önemli yer katedral. Sahildeki manzara ise mükemmel. Atlantik okyanusunun şehri verdiği güzelliğin yanısıra şehrin okyanusa bakan yapıları da ayrı bir güzellik koyuyor ortaya. Bir çok İspanya şehri gibi burada da caddeler palmiye ağaçlarıyla süslenmiş. Sanırım İspanyollar çok tatlı yiyecek tüketiyor. Pastahanelerde ekmek çeşidinden çok tatlı çeşitleri var.

 

Cadiz’de vaktimizi daha çok kumsalda okyanusu izleyerek, şehir merkezinde yürüyüş yaparak geçirdik.

 

    

 

Jerez

 

 

 

Cadiz’e 30 km uzak olan bu şehre sadece namaz kılmak için uğradık. Arapların kurduğu mescidde küçük çocuklara hocalık yapan genç bir kız beni görünce çok şaşırdı. Türk görmeye pek alışık mı değildi bilmiyorum ama hayran hayran bakıp İngilizce Türk müyüm diye sordu. Türk olduğumu söyleyince çok içten gülümsedi.

 

 

Ronda

 

 

Jerez’den sonra Ronda’ya doğru yol aldık. Ronda derin izler bıraktı bende. Hayatımda hiç bu kadar doğayla içiçe, muhteşem bir manzaraya sahip, uçurumlarıyla insanı ürperten bir şehre gitmemiştim. Ronda İspanya’nın genel güzelliğini bir karede özetliyor sanki. Çevresi zeytin ağaçlarıyla dolu. Şehir uçurumun kenarına kurulmuş. Şehrin çevresine kurulan korkulukları görünce kendimi terasta hissettim. Dayanın korkuluklara ve izleyin Ronda’nın uçurumlarını.

 

  

 

  

 

Ronda küçücük bir şehir de olsa çok kalabalık. Anlaşılan turistlerin uğrak noktası burası. Eline fotoğraf makinesini alan gelmiş.

 

Malaga

 

 

Ronda’dan ayrılmak istemesem de onlarca fotoğrafın ardından zar zor ayrıldım. Bir daha gelemem korkusuyla şehirde çekmedik kare bıraktım mı bilmiyorum:) 
Sırada adını sık sık duyduğumuz Malaga vardı. Dağlık yollarda yaptığımız bir buçuk saatlik yolculuğun ardından Malaga’ya vardık. Endülüs’te yolculuk yapması bile çok keyifli. Dağlara kadar inen koca koca bulutlar, yemyeşil bölgeler, sadece beyaz evlerden oluşan köyler, sıra sıra dizilmiş zeytin ağaçları, bomboş yollar..

 

 

Malaga’da bir gece Hotel Goartín’de kaldık. Gecesi iki kişi için 48 €. Şehri gezmeye gece başladık. Bu şehirde hayat gece başlıyor. Sadece cumartesi günleri mi böyle bilemiyorum ama saat 22 olmasına rağmen limanın etrafındaki restoranlar tıklım tıklımdı. Anlaşılan sadece o saatte biz acıkmamıştık:) Dükkanlar gece geç saatlere kadar açık. Şehirde koşu olduğu için bir çok yol kapalıydı. Bu nedenle çok fazla gezemedik. Zaten Malaga’nın içinde değil de çevresinde daha çok gezilecek yer olduğunu da döndükten sonra öğrendik.

 

  

 

  

 

Cordoba

 

 

Malaga´dan yola çıkıp bir buçuk saat yolculuk yaptıktan sonra tarihi şehir Cordoba’ya vardık. Emevilerin bu şehirde yaşadığı apaçık belli oluyor. Cordoba’da görülmesi gereken en önemli eser Mezquita. Katedrale çevrilen bir mescid burası. Kral mescidi önce katedrala çevirmeye karar vermiş. Çalışmalar başladıktan sonra kral kararından dönünce yapının bir kısmı mescid bir kısmı katedral kalmış. Mihrap yıkılmamış. Bir Alman rehber gezi grubuna mescidde 9 imamın aynı anda namaz kıldırdığını söyledi.  O kadar büyük bir mescid.

 

 

 

   

 

 

Cordoba’da gidilmesi gereken yerlerden biri de Endülüs tarihini ve Emeviler’i anlatan müze. Çok büyük bir müze olmadığı için çok fazla zamanınızı almıyor. Müzeye gitmek için köprünün diğer tarafına geçmek gerekiyor.

 


Sevilla’da olduğu gibi Cordoba’da da faytonla gezilebiliyor. Daracık tarihi sokaklarda yürürken bir kez daha geçmişe gidecek, belki de Emevilerin şehirde yaşadığı günleri hayal edebileceksiniz. Hatta biz gezerken bir yerden ezan sesi duyduk. Nerden geldiğini hala bilmiyoruz.

 

  

 

Cordoba’da gecesi 44 €´ya bir apartman dairesi  Apartamentos Terraluna kiraladık. Bu şekilde kiralayabileceğiniz çok sayıda ev var. Sokaklar o kadar dar ki arabalar parkedemiyor. Kaldığımız otel böyle dar bir sokakta olduğu için arabayı biraz uzağa parketmek zorunda kaldık.

 

Tüm gezi boyunca yorgunluğuma karşı dirensem de Cordoba’da pilim bitti. Şehir gezisinin ardından yorgunluktan yürüyemeyeceğimi farkedince eve geri döndük. Meğer grip başlangıcıymış. Halsizlikten tüm günü evde geçirdik.

 

 

Ertesi günü Cordoba’nın modern kısmını gezdik. Meydandaki camiyi ziyaret etmek istesek de kapılar kilitli olduğundan sadece dışından görebildik. Cordoba’nın modern bölgesi bildiğimiz Avrupa şehri. Meğer bu şehirde vakit Mezquita’nın çevresinde geçirilmeliymiş.

 

 

Cordoba’nın halkı da diğer şehirlerin halkı gibi çok rahat. Herkesin keyfi yerinde.

 

Toledo

 

 

Turumuzun bitmesine saatler kala İspanya’da son kez bir şehre uğramak istedik.
Cordoba’dan Toledo’ya gelmemiz üç buçuk saat sürdü.Toledo’yu bildiğimizden değil de Madrid’e yakın olduğu için tercih etmiştik. Şehir hakkında önbilgi edinmediğimiz için şehri gördükten sonra hayranlığımızı gizleyemedik. Madrid’in dibinde, tepeye kurulmuş şirin mi şirin küçücük bir şehir. Doğayla birleşen bir tarih, şehrin güzelliğine şahit olmaya gelen onca turist..  Şehir sanki kalenin içine kurulmuş. Yolları sadece bir araba geçebilecek kadar dar. Meğer Toledo da görülmesi gereken şehirler arasında yerini almalıymış.

 

  

 

Uçağımızın kalkmasına bir kaç saat kala Toledo’dan ayrıldık ve Madrid Havaalanına doğru yol aldık. Gönlüm Endülüs’te kalsa da on günlük gezinin ardından İspanya’dan ayrılmak zorunda kaldık. Bu sene İspanya’yı çok özlediğimizi farkedince yine dayanamadık yaz tatilimizin onbir gününü geçirmek için Endülüs’te bir ev kiraladık. Bekle bizi Endülüs, bu kez üç kişi geliyoruz..

Not: Endülüs’e gitmek isteyenler genelde masrafları merak edebiliyorlar. Biz onbir günlük tura uçak biletleri (200€), araba kiralama (200 €), yakıt (280 €), konaklama (320 €), park ücretleri (25 €), yeme içme masrafı, müze biletleri (70-80 €), iki kişilik Fas bileti (100€), alışveriş için yaklaşık toplam 1500 € ödedik.

 

15-04-2015 tarihinde yazıldı

 

Bu yazı 453 defa okunmuştur.

Betül Özdemir hakkında 341 makale
Pedagog, blogcu, anne, köşeyazarı..

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*