Tavşan bahane, muhabbet şahane

 

Almanya’da bugünlerde Paskalya (Ostern) kutlanıyor. Halkın büyük bir kısmı her ne kadar dinine eskisi kadar bağlı olmasa da, Paskalya (Ostern) büyük bir coşkuyla kutlanan dini bayramlardan biri. İnançlı Almanlar gibi inançlı olmayanlar da haftalar öncesinden hazırlıklara başlıyor.

Almanya artık çokkültürlü bir ülke. Anaokullarında, okullarda, işyerlerinde çeşitli kültürlere sahip onca insan var. Kurulan dostluklar çeşitli kültürlerin birbirini yakından tanımasını da sağlıyor. Farklı kültülerle iletişim kurmak, birbirini daha yakından tanımak, dostlukları pekiştirmek isteyenler bayramlarda fırsat kolluyor.

Ben de fırsat bu fırsat deyip komşularımıza ufak bir hediye hazırladım. Bir sepetin içine sahte çimen doldurduktan sonra sepete tavşan ve yumurta şeklinde çikolatalar doldurdum. Yumurta şeklinde bir kart hazırlayıp içine birşeyler yazdım. Annem “Onca işinin arasında bir de onları hazırlamaya vakit bulabildin mi?” dese de hediyeleri hazırlamak sadece yarım saatimi aldı. Aslında “Vaktim yok” sözü kendimizi kandırmaktan başka birşey değil.  Sadece istediğimiz şeylere vakit ayırıyoruz o kadar.  Ve birşeyi yapmak istiyorsak ne yapıyor ne ediyor onca işimizin arasında ona da vakit ayırabiliyoruz.

 

 

Sepetleri komşularımızın kapılarının önüne bırakıp doktora gittim. Doktordan dönerken oğlum apartmanın içinde ağlamaya başladı. Karşı komşumuz bebeğin sesini duymuş olacak ki kapıyı açmış. Beni ellerimde yükle merdivenden çıkarken görünce hemen yanıma gelip „Yardım edeyim mi?“ dedi. Gerek olmadığını söylememe rağmen elime yapışıp ağır olan poşeti aldı. Alman kültüründe çok ısrarın olmadığını bildiğim için komşu kızın bu samimi davranışı beni şaşırttı. Kapıya geldiğimizde komşumuz direk eve girip,“Mutfağa mı bırakayım?“ deyip direk mutfağa girdi. Ardından sabah kapılarına bıraktığım sepet için teşekkür etti. Biraz muhabbet ettik. Bir gün sonra doğumgünü olduğunu öğrendim. Hemen takvimime yazdım:) Hediyeleşmek için bir nedenim daha oldu.

Komşu kızın bu davranışı çok hoşuma gitti. Tabiki hoşuma giden poşetimi taşıttırmak değildi:) Alman toplumunda komşuluklar genelde apartmanda kurulduğu için evime rahatlıkla girmesi beni memnun etti. Demekki artık birbirimizin evine girip çıkacak kadar samimiyet kurmuştuk. Her ne kadar öğrenci oldukları için bir türlü geliş gidiş yapamasak da birbirimizin zilini daha sık çalar olduk. Oğlumun doğumuyla birlikte öğrenciler evimize de gelmeye başladı.

Hep kaldığım apartmanda bir öğrenci evi olmasını arzu etmişimdir. Türk öğrencilerle aynı binada kalmak henüz nasip olmasa da Alman öğrenciler nasip oldu. Bazen misafirleri geldiğinde evdeki eşyaları yetmediği için tabak çanak istiyorlar. Yeri geliyor pasta yapmak için miksere, çırpma kabına ihtiyaçları oluyor. Yaşadıkları hayat bana öğrencilik yıllarımı hatırlatıyor.

Diğer komşumuz ise sepeti aldıktan sonra kapımıza bir poşet asmış. İçine oğlum için kıyafetler koymuş. Evden acil çıkmamız gerektiği için yukarı çıkıp teşekkür edemedim. Arabaya binerken yukardan bir ses duydum. Poşeti kapımıza asan yaşlı teyze balkona çıkmış bize sesleniyordu. Yukarı bakınca el sallamaya başladı. Ben poşet için teşekkür ettim o ise sepet için. Biz yola çıkana kadar balkondan ayrılmadı. Sanki anneannem bizi camdan uğurluyordu.

Her bayram bizi komşularımızla birbirimize daha fazla yaklaştırıyor. Aslında yaptığımız tek şey kendi kutlamadığımız bayramlarda da komşularımızı ufak hediyelerle hatırlamak. Daha düne kadar sadece selamlaştığımız komşularımızla artık uzun uzun muhabbetler kuruyoruz. Aslında tavşan bahane, muhabbet şahane..

 

03-04-2015 Tarihinde yazıldı

Bu yazı 189 defa okunmuştur.

Betül Özdemir hakkında 341 makale
Pedagog, blogcu, anne, köşeyazarı..

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*