Avrupa’nın zerafet abidesi: Endülüs (1)

 

Sırada aylardır, hatta iki yldır yazamadığım Endülüs gezimiz var. Yapmam gereken tek şey telefonuma yazdığım notları bilgisayara aktarmak olsa da sıra bir türlü Endülüs’e gelmedi. Sanırım uzun bir tur olduğundan paylaşmaktan korktum:) 11 gün içinde dokuz şehir gezerek Endülüs’ü altüst ettik:) Hem de düğünümüzden bir gün sonra. Düğün hazırlıklarının verdiği yorgunluğa 11 günlük bir yorgunluk ekleyerek iyi mi yaptık kötü mü bilemiyorum. Eşim de ben de hareket alanının kısıtlı olduğu otel tatillerini sevmediğimiz için biraz renkli bir gezi olsun istedik.

 

İspanya’ya çocukluğumdan beri ayrı bir sempatim var. Belki de sürekli İspanya’nın ve İspanyolların sıcak olduğunu duyduğumuz için bilinçaltıma yerleşti ve ülkeyi tanımadan sevdim. Barcelona dışında İspanya’nın diğer şehirlerini hiç görmemiştim. Meğer İspanya’nın içinde sakladığı cevher Endülüs’müş. Avrupa’nın göbeğindeki bu güzelliği görmek de ne kadar da geç kalmışız.

 

Rabbim ne kadar da güzel yaratmış dünyayı. Bu güzellikleri görmek çok da zor değil aslında. İnternetten yapacağınız iyi bir araştırmayla bütçenize uygun geziler düzenleyebilirsiniz. Gezi yazılarının en ilgi çeken yönlerinden biri masraflar olduğu için uçak bileti, araba kiralama, otel fiyatları gibi ücretleri de yazıya ekleyeceğim. Yalnız iki yıl önceki bir geziden bahsedeceğim için güncel halini bir kez daha internetten araştırabilirsiniz. Endülüs’ü anlatan yüzlerce blog yazısı var.

 

Fotoğrafları büyütmek için üzerini tıklayın.

 

Yolculuk
Gezimiz Frankfurt Hahn’da başladı. Arabımızı 11 günlüğüne Frankfurt Hahn havaalanına parkettik. Frankfurt Hahn havaalanını kullananlar bilirler. Havaalanının çevresinde arabanızı günlerce park edebileceğiniz uygun park yerleri var. Park yeri havaalanından ne kadar uzaksa o kadar düşüyor fiyatlar. Havalanının otobüsleri park yerlerini gezerek yolcuları topluyor.

 

Endülüs’e gitmek için ilk önce Madrid’e uçtuk. (Malaga’ya da uçabilirsiniz. Biz uygun bilet bulduğumuz için Madrid’e uçtuk) Uçak biletlerimizi Ryanair şirketinden aldık. İki kişi için Ekim ayında yaklaşık 200 Euro ödedik.

 

Ryanair ucuz bir şirket olmasının yanısıra biraz da sinir bozucu bir şirket:) Uygun fiyatlara satılan biletlere sadece el bagajı (10kg) dahil. Kol çantanız, kamera çantanız hepsi el bagajınızın içinde olması gerekiyor. Eğer biraz vicdanlı görevlilere rastgelmişseniz geçişlerde rahat edebilirsiniz. Biz sıkı bir kontrola denk geldik. Görevli kol çantamı bile bagajıma sıkıştırmamı istedi. Önce çantayı tarttı, ardından uzunluğunu ve genişliğini ölçmek için bir sepete koyup çıkarttı. Yükünüz çoksa ücret karşılığında biletinize bagajı ekletmeniz gerekiyor. Biz sadece dönüş için eklettik.

 

Madrid’e vardığımızda ilk işimiz Almanya’dan rezervasyonunu yaptığımız kiralık arabayı teslim almak olduk. Araba kiralama masrafımız 11 gün için 200 Euro (Vollkasko, teslim ederken benzin doldurmama şartı) tuttu. On bir günlük gezimizde teptiğimiz binlerce kilometrenin yakıt masrafı ise 280 Euro’yu buldu.

 

Madrid’e gece 24’de vardığımız için ilk geceyi Toledo yakınlarındaki Hostal Castilla’da geçirdik. Madrid’e yaklaşık bir saat uzaklıkta. Çift kişilik odanın günlük ücreti 35 Euro. İspanya’da uygun otel, hostel veya kiralık evler bulabilirsiniz. Biz kaldığımız yerlerden memnun ayrıldık. Dikkat etmeniz gereken tek şey booking.com gibi sitelerden otel ayarlarken müşterilerin verdikleri değerlendirme notu.

 

ALICANTE

 

 

İspanya’da ilk olarak Alicante’de yaşayan aile dostumuzu ziyaret ettik. Alicante yolculuğumuz çok rahat geçti. Toledo-Alicante arası güzel bir yol. Almanya’da bulamayacağınız bir güzellik var İspanya’da. Sıcak bir hava, yemyeşil manzara, beyaz evlerle süslenmiş köyler, bomboş yollar. Ülkenin her yeri zeytin ağaçlarıyla dolu.

 

  

 

Palmiye ağaçlarıyla süslenmiş Alicante tam bir Akdeniz şehri. Kendimi tatil köyünde hissettim. Almanya’nın soğuğundan sıcak bir şehre gelmek tüm yorgunluğumuzu atmamıza vesile oldu.

 

  

 

Amacımız aile ziyareti olduğu için şehirde çok gezmedik. Sadece deniz kenarında yürüyüş yapıp bir cafede deniz manzarası eşliğinde kahvelerimizi içtik. Endülüs gezisi öncesi bir kaç yıldır İspanya’da yaşayan Murat abimizden ülke hakkında bilgi aldık. Şehirde liman olduğu için koca koca gemiler yanaşıyor sahile.

 

   

 

GRANADA

 

 

Endülüs turunda ilk durağımız Endülüs’ün kalbi Granada oldu. Alicante’den Granada’ya varmak yaklaşık dört saat sürdü. Tahmin ettiğimizden daha güzel bir otelde kaldık. Otel dışardan Alhambra Sarayı’na benziyordu. İçi ise oldukça lüks dizayn edilmiş. Bizi şaşırtan ise fiyatıydı. O kadar lüks bir otelin gecesi çift kişi için 35 Euro’ydu. Büyük ihtimalle otel yeni açılmış, uygun fiyatlarla kendini müşterilerine tanıtıyordu. Maalesef otelin adını yazmamışım:(

 

Sabah 8’e doğru Alhambra Sarayı’na geldik. Sarayda günübirlik bilet bulmak imkansıza yakın olduğu için biletlerimizi aylar öncesinden internetten almıştık. Biletlerin büyük bir kısmı internetten, kalanları gişede satılıyor. Biletiniz yoksa kapıda kalma riskini gözönünde bulundurmanız gerekiyor. Girişte otomatiklerden biletlerimizi çıkartıp gişede onaylattık. Bilet alırken görmek istediğiniz yerler ve saraya giriş saatlerine göre fiyatlar değişiyor. Bizim aldığımız bilet yetişkinler için 28 Euro, öğrenciler için 20 Euro’ydu. Saraya girmek için acele edin. Sabahın erken saatlerinde gişe önünde çok uzun kuyruklar oluşuyor.

 

Sarayın kapıları 9’da açılıyor. Kapıda çok çabuk sıra oluşmaya başlıyor. Çok beklemek istemiyorsanız erkenden sıraya girmenizde fayda var. Sıra beklerken terastan çevreyi izleyebilir, fotoğraf çekinebilirsiniz. Saray’dan Granada’yı izlerken masal diyarında hissediyor insan kendini.

 

Saraydaki işlemeler karşısında  şaşkınlığını gizleyemeyen ben:)

 

   

 

600 yüz yıl önce kurulan Alhambra Saray’ı Endülüs’ün zerafet abidesi. Yıllarca Arapların hüküm sürdüğü Granada’yı Katolikler ele geçirdikten sonra Arap kültürünü çok iyi korumuş. Duvarlar el işlemeleriyle süslü. İnsanın adım başı fotoğraf çekesi geliyor. Dünyanın dört bir yanından turistler sarayı görmeye geliyor. Sarayı gezmek yaklaşık üç saatinizi alıyor. Sarayın tarihi hakkında çok sayıda internet sitesinde bilgi verildiği için bir kez daha tarihini yazıp yazıyı uzatmak istemiyorum.

 

 

    

 

    

 

Granada’da sarayı gezmek dışında sadece şehir merkezinde yürüyüş yaptık. Çok eski bir şehir Granada. İspanya’da yeme içme meselesini Lidl, Dia, Spar gibi süpermarketlerden yaptığımız alışverişlerle hallettik. Kahvaltılarımızda genelde ekmek arası domates, peynir, tuna balığı yiyor, akşam yemeklerinde ise Pizza, balık, makarna gibi yemekler yiyorduk. İkimiz için de yemek mevzusu çok önemli olmadığından sıkıntı olmadı. Hatta çok da eğlenceli oldu. Bazı yiyecekleri kesmek için bıçağa ihtiyacımız olduğu için dakikalarca bıçak satan dükkan aradığımız bile oldu. Alışverişler sayesinde İspanyolların meşhur dinlenmeye ayırdıkları Siesta vaktini de öğrenmiş olduk. Bir kaç gün sonra biz de bu geleneğe uyarak öğlenleri Siesta yapıyorduk.

 

SEVILLA

 

 

Granada’dan ayrılıp Sevilla’ya doğru yola çıktık. Sevilla İspanya’nın dördüncü büyük şehri. Eşim Sevilla’yı çok sevdiğinden turumuzun iki gününü bu şehre ayırdık. Sevilla’nın biraz dışında Apartamentos ATH Domocenter’da kaldık. İki gece çift kişi için 78 Euro ödediğimiz otelin özelliği mutfağının odanızın içinde olması. Bir akşam öğrencilik yıllarından kalan makarna geleneğine uyduk ve karnımızı makarnayla doyurduk.

 

   

 

Sevilla’da gezmek huzur veriyor insana. Sakin bir şehir. Araçların olduğu gibi faytonların da bir trafiği var. Sevilla’nın özelliklerinden biri şehri faytonla gezmek. Çok sayıda fayton olduğu için pazarlık yapabilirsiniz. Faytoncu 50 Euro’ya bir saat gezdireceğini söylese de pazarlık yaparak 30 Euro’ya indirdik fiyatı. Çok sempatik bir faytoncuya denk geldik. İspanya Sarayı’nın (Plaza de Espana) önünde durdu, bizi faytondan indirip fotoğraf makinemizi istedi. Peşpeşe fotoğrafımızı çekti.

 

     

 

Şehrin denize sınırı olmadığı için turistler için en cazip yerlerinden biri nehrin kenarlarındaki balık restoranları ve eğlence mekanları. Sevilla aynı zamanda Hollywood film rejisörlerinin sevilen mekanı. Tarihini bu kadar iyi muhafaza etmiş bu güzel şehirde çok sayıda Hollywood filmi de çekilmiş.

 

Balık sevmediğim için eşimin de balık sefasını engelleyip bir Arap dönercisinde Pizza yedik. Kahvemizi ise nehir kenarında bir balık restoranının terasında içtik. Sanırım ülkenin Arapları biraz Almanya’nın Türklerine benziyor. Dönercileri Araplar işletiyor. Şehirdeki cami Araplar tarafından kurulmuş. Aslında camiden daha çok mescid. Şehir merkezinde 1-1.5 km uzakta.

 

Gezerken ferahlamak istiyorsanız İspanya’nın meşhur tatlısı Frozen Yogurt’u deneyin. Yoğurt ve dondurmanın karışımı birşey. Almanya’da da yaygınlaşan Frozen Yogurt’u İspanyollar farklı hazırlıyor. Tezgaha dondurmayı döküp hızlı hızlı bıçak tekniğiyle meyveyi karıştırıyorlar. İzlemesi bile çok zevkli.

 

      

 

Şehri faytonla gezdikten sonra Sevilla sokaklarını yürüyerek keşfetmeye devam ettik. Dünyanın en büyük gotik tarzındaki katedrali Sevilla’da. Katedral şehrin önemli tarihi eserlerinden biri. Unesco dünya kültür mirası listesine giren katedral 1401-1519 yılları arasında inşa edilmiş. Katedralin kulesi Müslümanların Sevilla’da hüküm sürdüğü yıllarda minareymiş. Hristiyanlar minareyi (Giralda) yıkmayıp katedral kulesine çevirmişler. Katedralin yüksekliği 115 metre. Sevilla’yı yukardan izlemek istiyorsanız üşenmeyin ve mutlaka katedralin 35 basamağını yukarı tırmanın.

 

     

 

Endülüs’ün en önemli eserlerinden biri de Sevilla’daki Alcazar Sarayı. Şehrin göbeğine kurulmuş saray 1364 yılında inşa edilmeye başlanmış. Kral sarayı Granada’dan getirttiği Müslüman ustalara yaptırtmış. Bu nedenle saray Alhambra Sarayı’nı andırıyor. Ustalar sarayın belirli yerlerine ‚Allah‘ lafzını işlemiş.

 

   

 

    

 

 

Sevilla’da gezilecek çok yer var. Üç beş gününüzü sadece Sevilla’ya ayırsanız hiç sıkılmaz, gezebileceğiniz çok yer bulabilirsiniz. Zaten şehrin yapısı başlı başına insana huzur veriyor. Hiç bir şey yapmayıp sadece sokaklarında gezmek bile çok etkileyici.

Gezinin ortasında yağmur başladı. Biraz ıslana ıslana gezmeye devam ettik. Yağmur şiddetli yağmaya başlayınca otele dönmek zorunda kaldık. Yağmur yağdıktan sonra Sevilla’nın yolları Türkiye’nin yollarına benziyor. Her yer göl oluyor 🙂

 

İspanyolların sempatik bir millet olduğunu herkes duymuştur. Ülkeyi gezerken halkın sempatisine şahit oluyorsunuz. Dillerini bilmesenizde gülümseyerek sizinle İspanyolca konuşuyorlar. Kendimizi ülkede yabancı gibi hissetmedik. Görüntümüzden Müslüman olduğumuz belli olduğu halde itici bakışlara da maruz kalmadık. Halkın keyfi o kadar yerindeki kimse kimseyle ilgilenmiyor. Gezinin sonunda İspanya’ya yerleşmek istemedim desem yalan olur:)

 

Cadiz, Ronda, Malaga, Cordoba, Toledo ile devam edecek…

 

08.02.2015 tarihinde yazıldı.

 

 

 

Bu yazı 457 defa okunmuştur.

About Betül Özdemir 341 Articles
Pedagog, blogcu, anne, köşeyazarı..

1 Comment

  1. Eliniz-kaleminiz,bilginize,göz nürünze saglik olsun..

    Biz de faydalandik.. umariz bizlerde nasip nolur insanlah..
    Slm ile,

    Alican,Münih,16.4.2015

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*