betulcelik.com 4 yaşında..

 

 

‘Bu site boş zamanlarımda ilgilendiğim alanları sevgili arkadaşlarımla paylaşmak üzere kurulmuştur….

Sevgilerle

Betül Çelik’

 

Dört yıl önce bugün bloga yazdığım ilk yazı. Blogu kurduran üç kelime: Hobi, arkadaş, paylaşmak

 

İki blogcu arkadaşın tavsiyesi ve yardımları üzerine kuruldu bu blog. Paylaşacak çok şey vardı;)

 

Elişleriyle başlayan paylaşımların devamı yaptığım pastalarla geldi. Zamanla bloga içimi açmaya başladım. Toplumsal konularda ilgimi çeken konuları ‘Hayata Bakışaçım’ altında topladım. Gel zaman git zaman derken blog hayatım oldu. Gezi yazıları, fotoğraflar, masa süslemeleri, kurabiyeler, organizasyon hakkında listeler, şikayetler blogun bir parçası oldu. Bazen çevremden bir soru geldiğinde ‘Blogda var’ şeklinde verdiğim cevaplar espri konusu bile oldu:) Bir gün Münih’ten aldığım bir maille blogumun bir araştırmaya konu olduğunu öğrendim. Blogdan sadece yakın arkadaşlarım ve adını bilmediğim uzak ülkeden insanların haberleri vardı. Zaman Gazetesi yazarı Nuriye Akman’la tanıştıktan sonra blog evrim geçirdi:) Akman köşesine blogu taşıdıktan sonra Türkiye’den çok sayıda mail geldi.

 

Acısıyla tatlısıyla dört yılımızı doldurduk blogumla. Çok güzel şeyler yaşadık blog sayesinde. Rusya’dan blogumu takip eden bir blogseverle yüzyüze tanıştık. Gelen maillerde blogun bir çok kişinin işine yaraması mutlu etti beni. Bilhassa Almanya’ya okumaya gelecek olan öğrenciler, Almanya’da ve farklı ülkelerde gezi düzenleyecek kişiler blogdan faydalandıklarını söyledikler. Bir okurun maili ise çok daha ilginçti. ‘Blog sayesinde yeteneklerimi keşfettim’ dedi. Sanal günlük şeklinde tabir ettiğimiz blogları sadece negatif yönden değil, pozitif yönden de elealırsak bir çok kişinin medya yetkinliğini geliştiriyor. Örneğin popüler yemek blogları. Yemek tarifleri paylaşan ev hanımları çekiyor, yazıyor, paylaşıyor. Birçoğu teknik bilgiye hakim. Bir çoğu yaza yaza hızlı yazma yeteneğini geliştirmiş. Fotoğraflar çekile çekile farklı perspektifler öğrenilmiş. Olumlu ve olumsuz çok sayıda etkisi var blogların. Almanya’da blogculuk diğer ülkelere göre geriden gelse de her geçen gün artıyor blog açanların sayısı.

 

Bir de blogumla ilgili en merak edilen soruyu cevaplayayım. Almanya’da yaşayan biri olarak neden Türkçe yazıyorum? Çünkü Türkçe yazmayı ve Türklere hitap etmesini daha çok seviyorum 😉 Tabi bunda çevremin de etkisi çok. Sık sık yer değiştiren birisi olarak herkes gibi hayatın belli sıkıntılarıyla karşı karşıya kaldım. Bu sıkıntılar sayesinde aynı durumlarda olan insanların sıkıntılarını farkettim. Benim ihtiyaç duyduğum şeylere büyük ihtimalle onlar da ihtiyaç duyacaktı. Türkiye’den Almanya’ya gelen bazı kişilerden duyduğum şu cümle beni harekete geçirdi ‘Almanya’daki Türkler bile bir işin olduğunda yardımcı olmuyorlar.’ Söyleyenleri haklı buldum. İyi veya kötü bir çoğumuz Almanya’nın sisteminde yetiştiğimiz için bu sistemin bir parçası olduk: Kendi işini kendin gör! Farklı bir ülkede, dilini bilmediğiniz bir kültürde kendi işini kendin görmek o kadar kolay olmuyor. Bu durumda ihtiyacı olana koşmak gerekiyor. Hoş, ihtiyacı olduğu halde tenezzül etmeyenler de oluyor. Bir sene üniversitemize Hacettepe Üniversitesi’den Erasmus öğrencileri geldi. Bir üniversitede Erasmus rehberi olarak görev almışsanız size ilgileneceğiniz kişilerin isimleri geliyor. Öğrencilerin üniversitede işlerini halledeceği gün ilgileneceğim arkadaşlarla okulda buluştuk.(Benim ilgileneceğim arkadaşlar Hacettepe’den gelmiyordu) Herkes okula yeni gelmişti. Doğal olarak kafalar sorularla doluydu. Bahsettiğim Hacettepeli arkadaşlar da kafası sorularla dolu olan öğrencilerdendi. Kendi aralarında sordukları sorular benim ilgilendiğim arkadaşlara verdiğim cevaplardı. İlgilendiğim arkadaşlar gruba dönerek aynı konuyu konuştuğumuzu söylediler. Gruptan bir kaç kişi yüzünü bize dönerek (bana hiç bakmayarak) verdiğim cevapları dinliyor, soruyu ise diğer Erasmuslulara soruyordu. Yüzüme bile bakmıyordu. Daha doğrusu tenezzül etmiyordu! Gruptan ayrıldığımızda arkadaşlardan biri ‘Hacettepede bazı öğrenciler görüş farklılıkları olan kişilere yaklaşmazlar’dedi. Onlar orada kendi aralarında neleri nasıl yapmaları gerektiğini konuşurken biz diğer Erasmuslu arkadaşlarla ordan ayrılıp direk resmi işlerini halletmeleri gereken mevkilere gittik.

 

Reklam arası anlattığımız kısa hikayeyle konuya geri dönelim:) Blogun amaçlarından birisi Almanya’ya gelecek ve ülke hakkında daha fazla bilgiye ihtiyacı olacak kişilere yardımcı olmak. Gezmek isteyen kişilere gezilecek yerleri tanıtmak.  info@betulcelik.com adresime gelen soruları cevaplamaya çalışıyor, bazen soruları konu halinde blogda yayınlıyorum. Facebook eklentisine yazılan yorumları görmediğim için ordan yazılan soruları sadece sayfayı açmışsam görüyorum. Aksi takdirde görmüyorum. Bloga gelen yorumları ise tek tek görüyorum merak etmeyin 😉

 

Blogu ziyaret eden, yorum ve mail atan herkese teşekkürler. Nice bloglu yıllara 🙂

Sıradaki yazıları yazmıştım zaten. Tekrar etmiyorum. Okumak için burayı tıklayın.

 

Bu yazı 164 defa okunmuştur.

Betül Özdemir hakkında 341 makale
Pedagog, blogcu, anne, köşeyazarı..

1 yorum

  1. Betülcüm

    Bastan beri takipcin olan biri olarak seni tebrik ediyorum. Gülerek okudugum, düsünerek okudugum yada yeni bir sey ögrenmis olmanin sevinci yasayan biri olarak okudugum makalelerin geldi aklina. Hepside birbirinden farkli. Yazilarinin arkasinda emek veren, cabalayan, hayati ve insanlari seven ve sevgisini paylasan birini gördüm hep.ama en önemlisi de sanal ortamda bir okadar faydasiz bilgi ve sayfanin yaninda senin blogunun bir alternatif olmasi…. daha nice yillara :)))

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*