Küçük bir İstanbul: Mannheim!

 

Elli yıl önce Almanya’ya gelen Türkler, yıllarca memleketlerine dönme hayaliyle yaşadılar. Dönmek mümkün olmayınca çareyi memleketi Almanya’ya getirmekte buldular. Bugün Almanya’nın bir çok şehrinde „Türk caddesi“ diye nitelendirdiğimiz caddelere rastlamak mümkün. Yok yok bu caddelerde. Lokantalar, giyim mağazaları, kuyumcular, perdeciler, marketler, pastaneler vb. Mannheim bu şehirler arasında düzeni ve çeşitliliğiyle ilk sırada yer alır desek hata etmiş olur muyuz?

Mannheim.. Şehir yapısıyla, içinde barındırdığı farklı milletlerle ve yaşam şekliyle Mannheimlıların gönlünde taht kuran şehir… Çevre şehirlerde yaşayan insanlara dahi ‚Ben Mannheimlıyım’ dedirtebilecek özelliğe sahiptir bu şehir. Küçük de olsa her ülkeden insana hitap eder.

Su kulesi (Wasserturm) ve bahçesi, Mannheim Sarayı (Mannheimer Schloss) ve müzeleri gibi tarihi yapılarıyla Almanya’nın tarihine, mimarisine ve kültürüne ilgi duyanların uğrak noktasıdır. Bir rivayete göre su kulesini (Wasserturm) çizen mimar, Galata Kulesi’nden ilham almış. Mannheim Sarayı ise Almanya’da saray şeklinde olan nadir üniversitelerden biri.

Ren ve Neckar, nehir kıyılarıyla manzaraseverlere Pazar günlerini değerlendirme imkanı sunar. Koşu yapan da kendini nehir kıyısında bulur, güneşlenmek isteyen de. Kimilerine nehir kıyılarındaki yeşillik yetmez. Ailece toplanılacak, top oynanacak, mangalın ateşi yakılacaktır. Haftasonları piknik yapanlar kendilerini Herzogenriedpark ve Luisenpark’ta bulur.

Mannheim, birbirinden farklı giyim mağazalarıyla alışveriş çılgınlarının ilgisini de çeker. Herkes bütçesine uygun bir mağaza bulur. Çok zor değildir Mannheim çarşısında gezmek. Şehrin düzenli yapısı herşeyi birarada bulma imkanı sağlar.

Caddelere dizilmiş cafeler, İspanya, Fransa, İtalya gibi ülkeleri ayağınıza getirir. Kimi zaman menülerde yazan İspanyolca terimlerle kendinizi İspanya’da, kimi zaman dondurmadan aldığınız lezzetle kendinizi İtalya’da hissedersiniz.

Yemek deyince bir çok insanın aklına yine Mannheim gelir. Türk, Yunan, Arap, Hint, Meksika mutfaklarıyla farklı milletleri kendine çeker.

Ve işte küçük İstanbul! Çoğu kez „Türk sokağı“ veya „Türk çarşısı“ diye nitelendirilse de bu bölge, benim gönlümde  „Küçük İstanbul“ ismiyle yatar. Son günlerde bir isim tartışması almış başını gidiyor. Kimileri Mannheim’ın hiçbir bölgesinin Türk ismiyle adlandırılmayacağı görüşünü savunsa da, kimileri bunun bir renklilik oluşturacağı görüşünde. Bu bölgenin ismi olsa da, olmasa da eminim birçoğumuzun gönlünde „Türk çarşısı” olarak kalacak. Benim için ise „Küçük İstanbul“.

Neden küçük İstanbul?

Çünkü J1 sokağını Marktplatz’a doğru yürüdüğüm her gün kendimi Eminönü’nde hissedeceğim. Yanyana dizilmiş kuyumcular, gelinlikçiler, tesettür giyim mağazaları, kuruyemişçi, çeyiz dükkanını gördükçe Mahmutpaşa Yokuşu’nu hatırlayacağım. Düğün mevsimlerinde grupça alışverişe çıkmış aileler, mağzalarda duyduğum “Biz Hollanda’dan geliyoruz”, “Fransa’da yaşıyoruz” sözlerine artık şaşırmayacağım. Dün düğün alışverişi için Mahmutpaşa’yı tercih edenlerin bugün Mannheim’ı tercih ettiklerinden emin olacağım.

Neredeyse her gün J1 sokağında oluşan ve zor ilerleyen trafikle hayalen İstanbul’a gideceğim. Korna sesleri yolculuğuma eşlik edecek. Hayallerim burada bitmeyecek!

Yediğim her bir Kumpir beni Ortaköy’e, balık İstanbul Boğaz’ına, simit Eminönü’ne götürecek. Marketlerin manavlarından burnuma gelen karpuz, kayısı kokularıyla pazarlarda gezeceğim. Yavuz Sultan Selim Camii’nde dinlediğim ezan sonrası, Sultanahmet Camii’nde saf tutacağım. Açık havada gözlememi yerken, Çamlıca’da çayımı içeceğim. Garson Beyin „Efenim buyrun“ hitabı müşteriler arasında oluşan Türkçe muhabbetlere gülümseyecek, elime aldığım köpüklü ayranla İstanbul’un biraz daha ilerisine, Susurluk’a gideceğim.

Sonra birden burnuma gelen çikolata kokusuyla kendime geleceğim. Mannheim’da olduğumu farkedecek ve „Olsun. Sen böyle güzelsin Mannheim. Sen, İstanbul’umu içinde barındıracak kadar büyük yüreklisin” diyeceğim.

İsim tartışmaları devam ededururken bizler geleceğimizi düşünmeye devam edelim. Dün gösterdikleri gayretlerle bugün Mannheim’ı canlandıran, ekonomisine katkı sağlayan, Türk kültürünü yakından tanıtan esnaf abi ablalarımızı örnek alalım, şehrimizin geleceği için elimizden geleni ardımıza koymayalım!

Gezi rehberi şeklinde yazdığım “Mannheim Gezisi” adlı yazıyı okumak için tıklayın!

Bu yazı 10.932 defa okunmuştur.

About Betül Özdemir 341 Articles
Pedagog, blogcu, anne, köşeyazarı..

3 Comments

  1. Tek kelime anlamiyla süper bir sehir, inanin 35 senedeir Fransa’inin Strasbourg sehrinde yasiyorum ve daha yeni yolum Mannheim’a düstü .
    Carsisi ile insanlari ile cok guzel bir sehir ben ve cocuklarim cok begendik.
    Beni ilk sasirtan olay, Almanlarin basi ortulu insanlara ”normal” bakmasi oldu.
    Fransa’daki insanlar bir kapali bayan gordulermi , onun hakkinda kotu yorum yaptiklarini hemen belli ediyorlar. Buda beni ve butun turk ve musluman insanlari rencide ediyor.
    Seninde soyledigin gibi biz artik buralardan gitmeyiz daha dogrusu gidemeyiz, biz kendi kultur zenginliklerimizle, insanligimizla, hosgorulugumuzle bu insanlara kendimizi kabul ettirmeliyiz….

  2. Merhaba
    Ben iki gun mannheim gidecem bu yerlerin adresslerini bana yazabilirmisiniz
    Tesekurler

  3. Merhaba,Bein nürnbergdeyim manheim a Gelmek istiyoruz acaba pazargunu acikmi türk caddesi bir bilgi verebilirmisin. Cok tesekkur ederim

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*