DIB kurucusu Resul Özçelik ile bir röportaj

 

DIB- Die Integrationsblogger (Uyum Blogcuları) son zamanlarda çok sık ziyaret edilen Blog’lardan bir tanesi. Almanya’da adından sıkça sözettiriyor. Kısa bir sürede 20 bin ziyaretçi ağırlamış. Onu diğerlerinden ayıran en önemli özellik Türk yazarların gündemle ilgili Almanca makaleler yazmaları. Yazarları farklı bölümlerde okuyan akademisyen ve üniversite öğrencilerinden oluşuyor. Çok sayıda takipçisi var. Takipçiler yorumlarıyla konuyu elealıyor, birbirleriyle fikiralışverişi yapıyorlar. Uyum Blogcuları kurucusu Resul Bey ile görüştük ve Blog’u daha yakından tanımak için kendisinden bilgi aldık.

 

Resul Bey, DIB – Die Integrationsblogger (Uyum Blogcuları) isimli bir blog kurdunuz. Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Resul Özçelik kimdir?

 

1964’de gelen bir işçi Ailesinin dört çocuktan sonuncusuyum, yani ikinci nesilden. Eğitimimi ticaret sektöründe gördüm, fakat sonradan farklı koşullardan dolayı eğitim sektörüne girdim. Evli ve üç kız çocuğu babasıyım. Şu an bir okulun genel sekreterliğini yürütüyorum ve aynı zamanda sosyoloji bölümünde okuyorum.

 

Uyum Blogcuları son zamanlarda blogseverlerin sıkça ziyaret ettikleri bir portal halini aldı. Bu şekilde bir Blog oluşturma fikri nasıl oluştu? Blog’u ne zaman ve hangi amaçla kurdunuz?

 

Blog´la alakalı mevcut olan şöyle bir anlayış var: Blog bir insanın internet sahasındaki şahsi günlüğüdür. Blogculuğun başlangıcı 90lı yıllara dayanıyor. Gerçekten de ilk tariflere baktığımızda, o zamanlar sanal günlük gibi kavramlar önümüze çıkıyor. Günümüze kadar uzanan bir süreci var. 10 sene öncesine kadar bu şekilde devam etti. Fakat zamanla büyük medya organları da blogculuğun farklı bir sektör haline geldiğini fark etti ve şu an ekseriyetle kullanır hale geldi. Normalde bir Blog, yazarın kendi fikir dünyasını yansıtır ve Blog’ların bir çoğu, sahibinin kişisel fikrini nazara verir. DIB – Die Integrationsblogger (Uyum Blogcuları) henüz fikir aşamasına girmeden, ben de şahsi bir Blog açmıştım kendi çapımda. Fakat onlarca Blog arasında gerçekten günlük tutan bir Blog’um vardı. Sarrazin kitabı da çıkınca uyumla alakalı bazı Blog´lar açılmaya başladı. Bunların çoğunun reaksiyoner bir tavırla açıldığını düşünüyorum. Bizim açtığımız kendi Blog’umuzun da insanların ihtiyaçlarını karşılamadığı kanaati oluştu. Bu nedenle çevremdeki bazı insanlarla istişare ettikten sonra, çoğulcu bir blog kurma fikri oluştu. Yani Blog’un konuları tek bir şahısa münhasır olmayıp, bir ferdin bilgi dağarcığını aşan, hadiselere bütüncül yaklaşılabilen, çok yazarlı bir Blog. Farklı branşları okuyan veya mezun olan yazarların birlik mesajının ön planda olduğu bir Blog. Her yazarın, aktüel sosyal, siyasi ve kültürel konuları, kendi düşünce ve tecrübeleri ışığı altında yorumladığı bir Blog fikri. Ve nihayetinde Kasım 2010 da bu düşünceyle DİB‘i kurduk.

 

Neden böyle bir isim seçtiniz?

 

O zamanlar uyum mevzusu hemen her gün halk deyimiyle ağızlara sakız olmuştu. Bu yüzden ‚Uyum Blogcuları’ manasına gelen ‚Die Integrationsblogger’ ismini seçtik. Tabi bu isim yazıların konularını her zaman yansıtmıyor. Yazarlarımızın uyum mevzusunu sürekli mevzubahis etmediklerini gösteriyor. Biz de alanımızı sınırlamak yerine geniş tutmak istiyoruz. Bunu isterseniz şöyle açıklayalım: Bizler toplumda bir uyum problemi görmüyoruz fakat bunun siyaset ve medya camiasında bu şekilde lanse edildiğini düşünüyoruz. DİB bu isimle kısa bir zamanda okuyucuları tarafından hüsnü kabul gördü.

 

Blog yazarlarınızı nasıl biraraya getirdiniz?

 

Blog’u kurduktan sonra, ilk iki yazımı yayınladım ve tanıtım için Facebook, Twitter gibi sosyal ağlara başvurdum. İlk zamanlar DIB bu şekilde tanındı. Blog’umuzun gittikçe tirajını artırmakla beraber yeni fikirlere açık ve zengin bir kadro oluşturmaya çalıştık. Çoğulcu olmasını istediğim için, önce yakın tanıdığım insanlara yazı yazmaları noktasında ricada bulundum. Blog’a ilk aldığım yazar, Fatih Çiçek oldu. İsimler DIB’de tanındığı için zikr etmekte bir mahzur görmüyorum. Fatih Çiçek iktisadi idari bilimler ve kamu yönetimi okuyan bir gencimiz. İlk yayımlanan yazılarından sonra, direk yönetime aldım. Böylece Fatih Bey de yönetim kadrosunda yerini almış oldu. Yazılarımız bu şekilde yayınlandıkça yazı yazma noktasında başvurular almaya başladık. Sonra sırasıyla şu yazarlarımızı aldık: Mahmut Eğilmez, Pınar Kibar, Doğan Güneş, Rana Argan, Saliha Balkan (Editörümüz), Sait Gül, Levent Bayram ve Enes Kul (Web tasarımcımız).

 

Oldukça kaliteli yazılar yazılıyor. Yazarlarda hangi kriterlere dikkat ediyorsunuz?

 

Herkesin kendine ait branşı olduğu için bir konuyu farklı perspektiflerden ele alıyoruz. Her yazı yayınlanmadan önce bütün bu yazarlarımız tarafından okunuyor ondan sonra yayına veriyoruz. Yani yazılarımız yayınlanmadan önce herkesin fikrini alıyoruz. Ekip olarak aramızda Sosyolog, Ekonomist, Pedagog, Psikolog, Öğretmen, Eğitim- Yayımcılık ve İletişim Bilimleri Uzmanı, Alman Dil ve Edebiyatı Bilimcisi ve Web-Tasarımcısı arkadaşlarımız var. Biz arkadaşlarımızın fikirlerinden istifade etmeye çalışıyoruz. Ayrıca Blog’umuza yazmak için talepler gitgide artıyor.

 

Blog’da uyum, inanç, dil ve siyaset konularında güncel mevzular ele alınıyor. Konuları belirlerken neleri dikkate alıyorsunuz?

 

Yazıların konularını belirlemede iki yönteme başvuruyoruz. Bunlardan birisi bir yazarımız gündemde olan bir konudan ilhamen yazıyı elealır. İkincisi, toplum için bir konuya farklı perspektif, farklı bir bakış açısı sunma ihtiyacının var olduğunu görür ve konuyu bir yazıyla işler.

 

Blog’u en çok hangi kesim takip ediyor ve hedef kitlenize kimleri dahil etmek istiyorsunuz?

 

DIB’i en çok takip eden kesim Facebook’dan geliyor. Ondan sonra Google’den aranarak bulunan yazılarımız var. Sonra diğer Blog’larda Blog’umuz beğenildiği ve izlendiği için, bağlantı olarak mevcut. Hemen hemen büyük Blog’ların çoğu tarafından Blog’umuz takip ediliyor. Takip eden kesim olarak daha çok akademisyen, üniversite öğrencileri ve meslek sahipleri başta geliyor.

Hedef kitle olarak daha farklı kitleleri saymak mümkün. Sosyal alanı kapsayan geniş kitlelere hitab ediyoruz aslında. Çünkü Blog’da her birimiz öncelikle toplumun arasında yetişen, çoğumuz Almanya’da doğup büyümüş ve burada sosyalleşmiş sade insanlarız. Her birimizin farklı tecrübelerinden herkes bir kesit veya bir perspektif yakalayabiliyor. Mesela bir Alman okuduğu zaman, arkasında Türk isim ve müslüman kimlik gördüğü için, İslam noktasında fobileri kırılma adına tetikleyici yazılar görecektir. Müslüman kesim okuduğu zaman kendini yazılarımızda şöyle veya böyle bulacaktır. Kadromuz çok yönlü olduğu için, hitab ettiğimiz kitle de aynı çoğunluğu gösteriyor. Tabi bahsettiğim kitlelere istediğimiz ölçüde ulaşmış değiliz. Bu yüzden hedeflediğimiz bir diğer kitle de medyanın kendisi. Geleceğe yönelik medya organları yoluyla istediğimiz ölçüye ulaşabiliriz.

 

Çevredeki ilgiden memnun musunuz ve ne gibi tepkiler aldınız?

 

Şu ana kadar ki tepkiler olumlu yönde oldu. Ciddi negatif bir tepki almadık. Hatta Alman vatandaşlarımızdan veya musevi dinine mensub okurlarımızdan bazıları zaman zaman misafir yazılarıyla bizi desteklediklerini söylediler ve yaptığımız çalışmaların ne kadar önemli olduğunu vurguladılar.

 

Almanya’da Türkler “entegrasyon” kelimesinden oldukça sıkılmış durumda. Uyum sorununun yaşandığını düşünen de var düşünmeyen de. Entegrasyon hakkında siz ne düşünüyorsunuz? Sizce “Uyum Blogcularının” entegrasyona ne gibi katkıları olabilir?

 

Evet, entegrasyon kelimesi insanları oldukça sıkmış durumda. Bunun farkındayız. Maalesef entegrasyon meselesi siyasi camia ve bazı medya tarafından o kadar çok kullanıldı ki, gerçekten insan bu durum karşısında ‚yeter artık’ diyesi geliyor. Zaman gazetesi köşe yazarlarından Muhammet Mertek ile bir vesile ile konuşma fırsatım olmuştu. 1990 larda rahmetli Turgut Özal’ın bir konuşmasından bahsetmişti. Orada “toplumların birbirine intibak etmesinden” bahsediyordu. Nitekim Muhammet Bey´in bununla alakalı bir köşe yazısı çıkmıştı gazetenizde. Bu da önemli bir perspektif ve üzerinde durulması gereken bir konu. Yani toplumlar birbirine kaynaşmadan nasıl entegrasyondan bahsedilebilir ki? Aslında istatistik verilere bakacak olursak, Türklerin büyük bir bölümü bu topluma entegre olmuş durumda. Fakat Alman toplumu bunu farklı algılıyor. İşte bu noktada bir müslümanın dünyasını ve perspektifini yansıttığımızda, aslında müslümanların entegrasyon ile alakalı problemi olmadığı ortaya çıkıyor. Örneğin yazarlarımızdan Saliha Balkan’ın Almanya’da Ramazan ile alakalı hissiyatı veya Hac esnasında izlemlediği bazı meseleler, buna verilecek bariz örneklerden. Ramazan yazısı karşısında almanlardan aldığımız çok pozitif tepkiler oldu. Mesela: „Bu meseleyi böyle bilmiyordum“ gibi. Veya eski Cumhurbaşkanımız Wullf’a o kadar saldırı karşısında, hissiyatını belirten arkadaşımız, Wulff’a yapılan isnadları haksızlık olarak nitelendiriyordu. Yine DİB – Yazarı Rana Argan Sağcı Terör karşısında Anne Frank’a yazdığı bir mektubunda, „Liebe Anne Frank“ „Sevgili Anne Frank“ başlığı altında, duygularını ifade etmişti. Anne Frank Nazi döneminde yaşayan ve naziler tarafından gaz ile öldürülen küçük bir kız. Günlüğündeki duygularıyla bizim duygularımızdaki paralellikleri ortaya koyuyordu yazarımız. Ve hatırlarsınız Uyum Bakanı Böhmer Türk müteşebbislerinin kurduğu özel okullarla alakalı endişelerini dile getirmişti. Bu okullardaki çocukların çoğunun Türk olduğunu ve kendi aralarında kaldıklarından dolayı Almancalarının gelişmediğini, dolayısıyla uyum açısından da problem yaşadıklarını dile getirmişti. DİB – Yazarımız Sait Gül bu açıklamadan sonra bir yazı kaleme alıp böyle bir okulu örnek verip, aslında bu okulların ciddi manada uyuma katkı sağladığını ve örnek aktiviteleriyle kapılarını alman toplumuna ardına kadar açtığını yazmıştı.

O halde, entegrasyonu toplumların birbirinin zenginliklerinden faydalanarak, birbirine kaynaşması olarak görebiliriz ve DİB (Uyum blogcuları) buna önemli ölçüde katkı sağlıyor diyebiliriz.

 

Blogdaki ekibinizle Blog dışında da uyuma katkı sağlayacak faaliyetlerde bulunuyor musunuz?

 

Her bir arkadaşımızın blog dışındaki hayatında uyum konusuna önemli katkılar sağladığına inanıyorum ve bizzat görüyorum da. Aslında büyük bir kısmının burada doğmuş ve burada sosyalleşmiş olduğunu düşünürsek, aksini ispat etmek oldukça zordur. Burada okula gitmiş, Abitur (Lise) okumuş ve Üniversite bitirmiş insanlar. Üstelik kendi değerlerimizi, dinamiklerimizi unutmadan bunu başarmışlar. Zaten blogdaki yazılardan ve Almanca’yı ustaca kullanmalarından da bu anlaşılıyor. Başlı başına bu bile insanlara örnek teşkil etmesi açısından, dolayısıyla uyuma katkı sağlama açısından yeterli. Buna ilaveten farklı şehirlerde ikamet eden DİB – Yazarlarımız, uyuma katkı sağlayacak farklı projelere katıldıklarından bahsediyorlar. Örneğin editörümüz Saliha Balkan aynı zamanda AMF’ye üye. Yani “Aktionsbündnis muslimischer Frauen” (Müslüman kadınlar Derneği) ve Fatih Çiçek’in Zahnräder – Netzwerk ve Junges Forum gibi projelere katılması gibi. Ve dikkat ederseniz DİB (Uyum blogcuları) ismi de aynı zamanda yazarlarımızın yaşantılarına atıfta bulunuyor. Bizi çoğu bloglardan ayıran husus bu. Sade ve gerçek kimliğimizle ortaya çıkmamız. Yazarların blog dışındaki faaliyetleri de blogun iç dinamiklerini geliştiriyor.

 

Blogculuk son yıllarda çok yaygınlaştı. Gazeteci kimliği olmasa da gündemle ilgili çok iyi makaleler yazan blogcular var. Uyum Blogcuları olarak yakından takip ettiğiniz ve iyi bulduğunuz Blog´lar var mı?

 

Evet blogculuk gerçekten önemli bir sektör haline geldi. Afrika´daki gelişmeler blogculuğun toplum üzerindeki etki potansiyelini gösteriyor. O halde blogculuğa kendi dünyamızı yansıtma adına alternatif bir medya aracından bahsetmek mümkün. Burası yanlış anlaşılmasın, Avrupa’da yabancı kökenli ve bilhassa müslüman göçmenler adına konuşan bazı medya gruplarının bizim dünyamızı çarpıttığını düşünüyorum. Bundan dolayı Avrupa toplumunun başka etnik, kültürel ve dini gruplara karşı zaten var olan ön yargıları tetiklenmiş oluyor. Bu insanlar birde bizim duygu ve düşünce penceremizden, Blog sayesinde bakabiliyorlar.

Bizim de kaliteli bulduğumuz ve takip ettiğimiz Blog´lar var. Haberportalı olarak verdigimiz DTN (Deutsch-Türkische-Nachrichten), Blog’lar arasında Migazin, Dontyoubelievethehype ve Ein Fremdwörterbuch bunlardan bazıları. Bahsettiğim son iki Blog’un sahipleriyle röportaj etmiştik. Onlarda blogumuzda mevcut. Bunu da ayrıca belirtmek isterim: Çalışmalarını sosyal hayat da önemli bulduğumuz kişileri de Blogumuzda röportaj ile tanıtmaya çalışıyoruz. Bazen de onlardan misafir yazısı alıyoruz. Bu kişiler bazen Alman toplumundan bazen’de yabancı kökenli toplumundan ola biliyor.

 

Röportaja zaman ayırdığınız için teşekkür ederim.

 

Blog´a ulaşmak için www.i-blogger.de sitesini ziyaret edebilirsiniz.

 

 

 

 

 

Bu yazı 340 defa okunmuştur.

Betül Özdemir hakkında 341 makale
Pedagog, blogcu, anne, köşeyazarı..

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*