Bir teyzenin macera dolu yolculuğu

yolculuk

Tren yine gecikme yapmıştı. Trene alalacele binen bir alman teyze bindiği gibi koltukta oturan polise sorular sormaya başladı. Uzun bir yola çıktığı her halinden belliydi. Soruları ve eşyaları da bunu apaçık gösteriyordu. Polis çok fazla yardımcı olamadı. Teyze polise:
– Gecikme oldu. Ya diğer treni kaçırırsam. Şu şehirde tren değiştirmem gerekiyor. Yoksa nasıl giderim?

Kimse birşey demiyordu. Teyze bir kaç kere çevresindeki bir kaç beyle konuştu. Problemin çözüldüğünü düşündüm. Teyze:

– Treni kaçırırsam 45 dakika beklemek zorunda kalıcam.

Tam ineceği sıra kapıya doğru ilerledi. Yanına doğru gittim.

– Binmek istediğiniz bağlantı treni gitmiş olabilir. Gittiyse Ludwigshafen’e gidip ordan tren değiştirebilirsiniz. Ordan çok sık tren geçiyor.

– Ordan sonra nasıl gidicem peki?

– Sonra Mannheim’a gitmeniz gerekiyor. Orda tekrardan tren değiştirmelisiniz.

Teyzenin elindeki plana göre 5 kere tren değiştirmesi gerekiyordu. Uzun bir mesafeden geliyordu. Çevreyi hiç tanımadığından ve elindeki plana artık uyamayacağından stres yaptı biraz. Tekrar soldu nasıl gideceğini. Ben de:

– Şimdi bakalım tren burda mı. Eğer değilse kaçırmışsınızdır. Siz bu trenden inmeyin birlikte Ludwigshafen’de inelim. Ben Mannheim’a götürürüm sizi.

Çok teşekkür etti, birlikte trende kaldık. Bana nereli olduğumu sordu. ‘Türküm’ deyince gözlerinin içi güldü ve Türkiye’de yaptığı tatilden bahsetti. Otuz yıl öncesinden.

Ludwigshafen’de trenden inerken çantasının  ne kadar ağır olduğunu farkettim. Nasıl gidecekti o kadar yükle. Koca bir bavul. Belki 20-25 kilo. Sırtında yine ağır bir sırt çantası. Şaşkın şaşkın bakıyordu etrafına. Altmış yaşlarında olduğu belliydi. Bavulu ben de kolay indiremediğimden bir delikanlı yardım etti. Dört dakikamız kalmıştı. Diğer tren gelmek üzereydi. Alalacele indik merdivenlerden. Koştura koştura tekrar çıktık yukarı. Teyze epey yorulmuştu. Ben koştururken o arkada kaldı. Biz tam vardık tren gitti. Öyle bir istasyondu ki çıkarken yürüyen merdiveni kullanabiliyor ama inişte kullanamıyorduk. O koca bavulu nasıl indirecektim! Kendimi epey zorladım, merdivenin yarısına kadar indik. Tam o sırada yürüyen merdivenlerden çıkan bir müslüman çocuk el kol hareketleriyle bekleyin işareti yaptı. Konuşamıyordu. Çantayı indirdi. Teşekkür ettik. Elini göğsüne iki kere vurarak ‘eyvallah’dercesine selam verdi. Teyze yol boyunca ikinci kez bir müslümandan yardım görüyordu:) Bu ise çok mutlu etti beni.

Diğer trene yetişmek için yine koşturmaya başladık. Teyzenin takati kalmamıştı. Çok yavaş yürüyordu. Nefes nefese kalarak:

– Siz olmasaydınız ben ne yapardım yalnız?

– Annem bize hep ‘birgün yalnız kalırsanız korkmayın. Allah muhakkak birisini yanınıza gönderecektir’ derdi. Biz bu mantıkla büyüdük. Bakın siz de yalnız kalmadınız.

– Doğru. Kesinlikle çok doğru.

Diğer trene binip Mannheim’a geçtik. İstasyona varınca yine koca bavulla indik trenden. İkimiz de epey terlemiştik. Teyze çok mahcup olmuştu. Tekrar tekrar:

– Siz olmasaydınız ben yalnız buralara kadar gelemezdim. Hiçbir şey yapmadım sizin için. Ne yapabilirim?

– Siz gideceğiniz yere varın, bu benim için yeterli. Büyük bir çantayla yolculuk yapmanın ne kadar zor olduğunu bilirim.

– Muhakkak numaranızı almalıyım. Sizi aramalıyım. Bu benim numaram mutlaka yazın. Kağıdınız var mı?

‘Teyze biz direk cep telefonumuza kaydediyoruz numaraları’demek geldi içimden:)

Numarayı yazdım. Düsseldorf’tan geldiğini söyledi.

– Aaa bir arkadaşım da orda.

– Bir dahaki gelişinizde mutlaka bekliyorum. Kalacak yeriniz olmazsa bende kalabilirsiniz.

– Bir dahaki gelişimde kalma imkanım olmasa da sizi ziyaret etmek isterim.

– Çok sevinirim. Benim üstümde de bir türk aile oturuyor. Çok tatlılar.

Teyzenin bineceği son  trenin kalkacağı yere geldikten sonra teyzenin iyice bitkinleştiğini farkettim. Çok tatlı bir bayandı. Banka oturmadan önce bir bez seriyordu üstü kirlenmemesi için. Onu oturttum. Gidip kendisine su aldım. Çok mutlu oldu ama kabul etmek istemedi.

– Ben bu suyu kabul etmesem bana kızar mısınız? Çantamda dolu bir şişe var bir de bunu yük etmeyeyim. Siz de yoruldunuz, siz için.

– Lütfen alın, ben zaten içemem, biz şuan Ramazan ayındayız.

– İnanın çantamda bir şişe su var.

Yük olmaması için ısrar etmedim. Teyze çok yorgundu ama yüzünden gülücükler eksik olmuyordu. Biraz muhabbet ettik. Derken tren geldi. Yine uzakta durmuştu. Son kez koştuk. Vedalaştık. Aileme çok selam söyledi. Ve ayrıldık.

Çok yorucu bir gün olmasına rağmen teyzenin işlerinin yoluna girmesi çok mutlu etti beni. Bir an kendimi o durumda düşündüm. Kim bilir ne kadar zor olurdu. Almanlarda yaygın olan ‘yardıma ihtiyacı olduğunda söyler’ mantığını kabullenemiyorum. Keşke insanlar daha yardım talebinde bulunmadan yardıma ihtiyaçları olduğunu farkedip hemen koşsak yardım etsek.

Çantanın ne kadar ağır olduğunu ise o günden sonra üç gün boyunca sol omzumda oluşan şiddetli bir ağrıyla farkettim:) Ah kadınlar ah. Bir hafta da olsa bir aylık eşya alırlar yanlarına:)

Bu yazı 169 defa okunmuştur.

Betül Özdemir hakkında 341 makale
Pedagog, blogcu, anne, köşeyazarı..

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*