QR Code Business Card

8239a07258

 

Sever insanoğlu herşeyde ilk kendisini düşünmesini. Çok acıktığında ilk lokmayı kendi ağzına koyar, susadığında ilk yudumu kendi çeker. Neden çok acıktığında? Çünkü bir insan en fazla karakterini “çok”larda hissettirir. Karşı tarafı düşünmez hale gelir. Çok acıkıp susadığında, çok sinirlendiğinde, çok yorulduğunda, çok stresli olduğunda vs vs..

 

İlginçtir ki kendimiz acıkmadıkça karşı tarafın aç olabileceği aklımıza nadir gelir. Yoldan izden gelmediyse bazen gelmez bile. Belki bizden daha hassas olan bir kişinin üşüdüğünü kendimiz üşümeden düşünemeyiz. Karşımızdaki insanı beklettiğimizde ne kadar sinirlenmiş olabileceğini ancak kendimiz bekleyince hissederiz. Aramayız aramayız taa ki kendimizi yalnız hissettiğimiz bir güne kadar. Böylece onun da kendini yalnız hissettiği aklımıza gelir. Hep kendi yörüngemizde döner olan bitenler. “Aman canım o da söylesin birşey olduğunda” deriz kendi kendimize. Sevmem ben bu cümleyi. Her zaman herşeyi söylemek hoş olmaz. Samimi bir dostum dahi olsa sevmem bu cümleyi kurmayı. Kimi zaman karşısındaki insanı mahcup etmeye yeter bu cümle. Hadi diyelim “söylesin” dedik. Madem söylenmesini seviyoruz öyleyse şu tarz cümlelerde moralimiz neden bozuluyor: Acıktım, ne yemek var? (yemeğimizin olmadığı bir anda) Üzerindeki yakışmamış. Portakal suyu alabilir miyim?(evde meyve suyu yokken) Çayın yanına tatlı çıkartsana (tatlı yapmayı yetiştirememişiz), duş yapabilir miyim? (misafir havlunuz yok) vs vs. Bilhassa normalde olması gereken cümleleri getirebiliriz aklımıza.

 

Eğer söylenen cümle bizi mahcup etmeyecekse hoşumuza gidiyor, peki ya mahcup ederse? Söylendiği takdirde imkanımız yoksa. Her ne kadar “ben alınmam” dese de kadın milleti “yemek tuzlu olmuş” dendiği anda tüm gece uykusu kaçabilir:) Veya “giydiğin yakışmamış” dendiğinde “kilo aldım”düşüncesiyle kendini yer bitirir.

 

İlişkileri kuvvetlendirir insanın karşısındakini düşünmesi. Silebilsek kendimizi. Hiç birşey kendi çıkarlarımız, kendi keyfimiz için olmasa. Hep “o mutlu olsun, onun ihtiyacı giderilsin bu bana yeter” diye düşünebilsek. Hassas olsak ilişkilerimizde. Onun mutlu olacağı şeyler yapsak. Yakın ilişkilerde iki tarafta böyle düşünse ikisi de mutlu olmaz mı? Mutlu olurlar. Hem de çok. “Kendini düşün(me) sanatı”nı kendimize ilke edinebilsek..

 

Düşünün bir…

 

Saat 17 de bir buluşmanız var. Arkadaşınızı bekletmemek için 10 dakika önce orda oluyorsunuz. Bir bakmışsınız arkadaşınız orda. O da sizi bekletmemek için erken gelmiş.
Kendinize bir şey satın almak istiyorsunuz. Sonra aklınıza geliyor. “Bu şeye onun da ihtiyacı vardı”. Kendinizden vazgeçiyor ve onu ona alıyorsunuz. Verdiğinizde mutluluktan gözlerinin içi gülüyor. Bir bakmışsınız o da kendisine alacağı şeyden vazgeçip sizin ihtiyacınızı almış. Birgün bir arkadaşımla birlikte çok tatlı tuzluk gördük. İkimizde çok beğendik ama almadık. Bayramda birbirimize hediye aldık. İkimizde hediyelerden habersizdik. Aklımız sıra birbirimize süpriz yapıyorduk. Kutuyu çıkardım. Gülümsedi. Verdim hediyeyi ve “Allah seni”diye bir tepki aldım. Sonra o da çıkardı hediyesini. “aaa sen de mi hediye aldın” dedim. İkimizin de kutusu aynıydı. Aynı açtık. İçinden tuzluklar çıktı;)

 

Devam edelim hayal etmeye. Çok önemli bir sınava gireceksiniz. Sınava girmenize 10 dakika kala bir mesaj alıyorsunuz. “Başarılar dilerim. Sana güveniyorum”. Sabahın erken saatlerinde uyanmış bir dostunuz veya yakınınız. Kalkmış ve sizin sınavınızı düşünmüş. Düşünmekle kalmamış motivasyon olsun diye mesaj atmış. Mutluluğunuzu stresinizi alıp götürmüş.

 

Zor günler yaşıyorsunuz. Siz daha “sana ihtiyacım var” demeden karşınızdaki sık sık arayıp halinizi hatrınızı sorup moral oluyor o zor günlerinizde. Sizin için o kadar değerliki bu kişi, onun zor günlerinde de siz yanınızdasınız.

 

Paraya ihtiyacınız var. Kimseye söyleyemiyorsunuz. Yaşantınızdan hissediyor o bunu. Bir bakmışsınız banka hesabınıza yatırmış ihtiyacınızı. Belki kendisi de zor duruma girmiş. “Olsun yeterki o zor duruma girmesin” demiş girmiş bir yola.

 

Sadece işi olduğunda aramayan bir dost. “Nasılsın? İyi misin? Ne var ne yok epeydir görüşemiyoruz” deyip sanki size öylesine aradığını hissettirip tam kapatacağı sırada “Baksana birşey sorucam sana” demeyen bir dost. Sizinle hep beraber olan. Ama dikkat! Siz daha bunu daha dilegetirmeden beraber olan. Ağzınızdan “hiç aramıyorsun, şu zor günümde yoktun” vs. çıkmadan beraber olan.  Sadece kendi boş vakti olduğunda arayan değil. O kadar işin gücün arasına sizi de sıkıştıran.

 

Arabaya ihtiyacınız var. Bunu duyduğu anda ‘benim arabayla hallederiz’ deyip gidecek olan benzin parasına aldırış etmeyen, zor durumda bırakmayan bir yakınınız. “Şuraya kadar gel ben seni ordan alırım”demek yerine “şu saatte hazır ol ben seni evinden alırım” diyebilen. Bir tanıdığımdan şu cümleyi duyduğumda ne kadar da mutlu olmuştum: “Benim altımda araba var onun ise yok. Yorulmasına müsaade edemem. Evinden alır evine bırakırım.” Bu tanıdığımın yakın dostlarını kıskanmadım değil:) Benden 15 yaş büyüktü ve hassasiyetine hayran kalmıştım.

 

Bedeni yorgunluğumuzun, cebimizden çıkan üç beş kuruşun hiç bir zararı olmayacaktır bizlere. Allah’a inanıyorsak zaten bereketin nereden geldiğini de biliriz, insanın faydalı bir insan olduğunda en hayırlı insan olduğunu da.

 

Belki sıralamaya devam etsek uzunca bir yazı çıkar ortaya. Sözün özüdür “kendini düşün(me) sanatı”. Varsın olsun birileri kendini düşünmeye devam etsin. Biz düşünmeyelim kendimizi. İnsan nasıl yaşarsa öyle insanlarla ilişki halinde olur. Kendini düşünenle düşünmeyenin uzun vaadeli bir ilişkisi olmaz. Bozulan dostlukların, evliliklerin bir nedeni de budur. “Hep bana hep bana”diyen insan ne kendine hakiki dost bulur ne de mutlu olur. Kimse kolay kolay tek taraflı dostluk kurmak istemez. Bir yere kadar gider bu ilişki. İnsan bazen veren taraf olduğunda uzun süre sadece veren taraf olduğunu idrak edemez. İhtiyaç duymaya başladıkça, yalnız kaldığını görünce bir yerden sonra “enayi miyim” diye söylenmeye başlar. Nefsine ağır gelmeye başlar. Kullanıldığını düşünür. Hayata, insanlara küser belki de.. Dün sürekli birlikte olduğu insanın bugün olmaması çok fazla birşey kaybettirmez ona. Yorulmuştur. Ama Yüce Yaradan yalnız bırakmaz onu. Yine alır koyar güzel insanların arasına. Kendini düşün(me) sanatını hayatlarına geçirenlerin arasına.

 

Çok şükür hayatımda böyle bir insanla karşılaştım. Belki kelimeler yetmez onu anlatmaya. Tamamen kendini fedakar bir hayata adayan özel bir insan. Zamanlama konusunda çok hassas olan, sürekli arayıp soran, belli bir ara geçip haberleşemeyince ‘özledim’mesajı çeken ve bana vefasızlığımı hatırlatan, konuştuğu her sözüyle samimi ve dürüst olan, kendi maddi sıkıntısı olduğunda gözünü kırpmadan çevresindeki dostlarına yardımcı olmaya çalışan, kendi sınavına günler kala yine dostlarının sınavı için çırpınan, birlikte kaldığı insanlar sınavlarına çalışıp başarılı olsun diye sürekli yemeklerini temizliklerini yapan, onun yanında birşeyi görüp “aa ne güzelmiş”dediğinde o ürünü bir süre sonra hediye olarak sunan, kendini her ortamda geri tutan, bir insana verdiği değeri ikinciye hissettirmeden ortada kıskançlık oluşturmayan ve hiç bir zaman rica edilen birşeye “yapamam”diye yanıt vermeyen birisi.

 

Şimdi o ameliyat masasında. Rabbimden acil şifalar diliyor bir an önce aramıza geri dönmesini bekliyoruz. Geçmiş olsun güzel insan!

Bu yazı 176 defa okunmuştur.


Yazar : Betül Özdemir

Mainz Üniversitesi'nde Eğitim Bilimi (Medya Pedagojisi-Yetişkin Pedagojisi) ve Türkoloji mezunu, Zaman Gazetesi (Almanya) muhabiri, kimi zaman pastacı, kimi zaman fotoğrafçı.. Evlendiği günden bu yana yeni soyismi Özdemir..

Kendini düşün(me) sanatı! Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

Kısaca…
2009'dan beri blogcu * 2010-2012 Mainz Üniversitesi Tom-Buddy * 2011-2012 Halk Eğitim Merkezi Türkçe Öğretmenliği * 2011 Medya pedagojisi ve İletişim Enstitüsü (Institut für Medienpädagogik und Kommunikation) stajyeri * 2012 Medya ve Eğitim Enstitüsü (medien+bildung.com) stajyeri * 2011'den beri Zaman Gazetesi (Avrupa) muhabiri * 2012 Mainz Üniversitesi Eğitim Bilimi (Medya Pedagojisi- Yetişkin Pedagojisi) ve Türkoloji mezunu * 2012'den beri Erdal Özdemir'in eşi ************************************* Boş vakitlerini mutfakta üreterek, dağda, bayırda fotoğraf çekerek geçiren betulcelik.com'un blog sloganı: Paylaşmak güzeldir!
İrtibat
0176 249 25 214 / info@betulcelik.com
Çevrimiçi Olanlar
  • 0 Üye.
  • 3 Misafir.
Blogumda 401 yazı ve 582 yorum bulunmaktadır.